<?xml version="1.0" encoding="latin5"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Aykut Kuşkaya Fan Sitesi - Tüm Forumlar]]></title>
		<link>http://www.aykutkuskaya.biz/</link>
		<description><![CDATA[Aykut Kuşkaya Fan Sitesi - http://www.aykutkuskaya.biz]]></description>
		<pubDate>Thu, 20 Nov 2008 12:03:05 +0200</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Ölüm]]></title>
			<link>http://www.aykutkuskaya.biz/showthread.php?tid=826</link>
			<pubDate>Thu, 20 Nov 2008 11:36:27 +0200</pubDate>
			<dc:creator>yasin</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://www.aykutkuskaya.biz/showthread.php?tid=826</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;"><div style="text-align: center;"><img src="http://img182.imageshack.us/img182/123/47125497yh0.jpg" border="0" alt="[Resim: 47125497yh0.jpg&#93;" /><br />
<br />
Günler sensiz geçer oldu...Yüreğim benden gider oldu<br />
<br />
<img src="http://img217.imageshack.us/img217/6230/94361225hp7.jpg" border="0" alt="[Resim: 94361225hp7.jpg&#93;" /><br />
<br />
Baharı beklerken güzelim...Hep güneşi arar oldum<br />
<br />
<img src="http://img301.imageshack.us/img301/5918/69539577wr7.jpg" border="0" alt="[Resim: 69539577wr7.jpg&#93;" /><br />
<br />
Herşeyin bir sonu var ama Sonu yok ki düştüğüm yerin<br />
<br />
<img src="http://img.blogcu.com/uploads/yalnizkiz05_kurbanist_abyssiibymissdanifilthkr3.jpg" border="0" alt="[Resim: yalnizkiz05_kurbanist_abyssiibymissdanifilthkr3.jpg&#93;" /><br />
<br />
Sana değil artık güzelim...Ah! Ölüm'e koşar içim<br />
<br />
Gel artık içimi al ve öldür...Dön artık sesimi al ve öldür<br />
<br />
<img src="http://img368.imageshack.us/img368/9639/70838715bo7.jpg" border="0" alt="[Resim: 70838715bo7.jpg&#93;" /><br />
<br />
Seni ben kendime güzelim<br />
Canımdan geçip seçtim<br />
Sana ben kendimi güzelim<br />
Ödünç vermedim</div></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;"><div style="text-align: center;"><img src="http://img182.imageshack.us/img182/123/47125497yh0.jpg" border="0" alt="[Resim: 47125497yh0.jpg]" /><br />
<br />
Günler sensiz geçer oldu...Yüreğim benden gider oldu<br />
<br />
<img src="http://img217.imageshack.us/img217/6230/94361225hp7.jpg" border="0" alt="[Resim: 94361225hp7.jpg]" /><br />
<br />
Baharı beklerken güzelim...Hep güneşi arar oldum<br />
<br />
<img src="http://img301.imageshack.us/img301/5918/69539577wr7.jpg" border="0" alt="[Resim: 69539577wr7.jpg]" /><br />
<br />
Herşeyin bir sonu var ama Sonu yok ki düştüğüm yerin<br />
<br />
<img src="http://img.blogcu.com/uploads/yalnizkiz05_kurbanist_abyssiibymissdanifilthkr3.jpg" border="0" alt="[Resim: yalnizkiz05_kurbanist_abyssiibymissdanifilthkr3.jpg]" /><br />
<br />
Sana değil artık güzelim...Ah! Ölüm'e koşar içim<br />
<br />
Gel artık içimi al ve öldür...Dön artık sesimi al ve öldür<br />
<br />
<img src="http://img368.imageshack.us/img368/9639/70838715bo7.jpg" border="0" alt="[Resim: 70838715bo7.jpg]" /><br />
<br />
Seni ben kendime güzelim<br />
Canımdan geçip seçtim<br />
Sana ben kendimi güzelim<br />
Ödünç vermedim</div></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Tayanç Ayaydın' ile]]></title>
			<link>http://www.aykutkuskaya.biz/showthread.php?tid=825</link>
			<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 12:59:47 +0200</pubDate>
			<dc:creator>yasin</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://www.aykutkuskaya.biz/showthread.php?tid=825</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: right;"><span style="font-weight: bold;"><img src="http://yenisafak.com.tr/resim/site/ald23651f8b23606e36by.jpg" border="0" alt="[Resim: ald23651f8b23606e36by.jpg&#93;" /><br />
Fotoğraf: VURAL YAZICIOĞLU</div>
Yeni Şafak Gazetesi<br />
röportaj: AYSEL YAŞA<br />
tarih:01.11.2008<br />
e-mail: ayasa@yenisafak.com.tr<br />
<br />
Aldığım her ödül beni şaşırtır</span><br />
<br />
Altı yaşında sahnedeki Adile Naşit'in kucağına fırlayan ve bir daha sahneden inmek istemeyen o afacan çocuk şimdi büyüdü ve Altın Portakal ile Locarno Film Festivali'nden en iyi erkek oyuncu ödülünü aldı. Mütevazılığı asla elden bırakmayan o aktör Tayanç Ayaydın. Ödülün şaşkınlığını üzerinden atamayan Ayaydın'la Altın Portakal'ı ve ödül aldığı filmi Pazar-Bir Ticaret Masalı'nı konuştuk.<br />
<br />
Aldığım her ödül beni şaşırtır<br />
<br />
İzleyici sizi ilk olarak Aliye dizisiyle tanıdı. Daha sonra Sıla'da Abay karakteri ile sevildiniz. Oyunculuk yoluna çıktığınızda heybenizde ne gibi hayaller vardı?<br />
<br />
Ben yola çıkarken bir hedef koymadım kendime. 'Hayatım boyunca oynamaya devam edeceğim' dedim. Ama elbette isteklerim vardı, zamanı geldiğinde ülke sınırlarını aşıp yabancı ülkelerde de oyunculuk yapmak hayallerimden biri. Hedef demeyeyim çünkü ulaşır mıyım, ulaşamaz mıyım bilmiyorum. Hayallerimin en büyüğü oyunculuk yolunda hep aynı karakterleri canlandırmaktansa farklı deneyimleri yaşamaktı. Ben oyunculuğu bitmek bilmeyen bir yolculuk gibi görüyorum. Bir hayat biçimi aslında. Bu hayatın içerisinde hep aynı şeyi tekrarladığınız zaman cepten yemeye başlıyorsunuz. Onun için beni zorlayacak karakteri seçmem bana cesaret veriyor ve beni dinç tutuyor. Miskinleşmemek için hep farklı karakterleri canlandıracağım.<br />
<br />
O zaman Altın Portakal'ı alma hedefiniz de yoktu, ödülü alınca şaşırdınız.<br />
<br />
Locarno'da en iyi erkek oyuncu ödülünü aldım. Oradan ödül almak hayatım boyunca hayal edemeyeceğim bir şeydi. Zaten oyunculukta ödül almak benim hayalim değildi. Sonra Hamburg Film Festivali'ne davet edildim. Ben bu festivalleri uzaktan takip eden bir adamken Hamburg'tan beni arayıp 'Bizi onurlandırırsanız seviniriz' dediler. Ne demek o onur bana ait aslında. İnsanlarla tanışıp, filmler üzerine sohbet edebilme imkânı buluyorum. Bu bana yeter de artar bile.<br />
<br />
Oyunculuğa ilk başladığınızda çevrenizdeki insanlar sizin ödül alacağınızı söylüyorlar mıydı?<br />
<br />
Ödül aldıktan sonra yapılan tüm konuşmalarda 'Biz sana demiştik' diyen çok oldu. Ama ben bu cümleleri kurdukları günleri pek hatırlayamıyorum. Ya yalan söylüyorlar ya da doğrular ve ben hatırlamıyorum. 'Bir gün ödül alacaksın' demeleri bir kulağımdan girer diğerinden çıkar. Çünkü ben işin ödül alma kısmında değilim. Performansım nasıl ben ona bakarım.<br />
<br />
Antalya'da ödülün açıklanacağı geceye kadar neler yaptınız, heyecanlı mıydınız?<br />
<br />
Çok keyifli bir haftaydı. Sürekli film izledim. Bazen patlayana kadar film izledim. Sonunda da ödülle taçlandırıldım. Bu film dolu haftaya güzel bir finaldi bu.<br />
<br />
Ödülü aldığınız gece 'Aferin bana. İkinci filmimde iki önemli ödül aldım' dediniz mi?<br />
<br />
'Ben ödül alacağım, Antalya da benim hedeflerim arasındaydı' cümlesini asla kuramam. Hiç öyle bir adam olmadım ve herhalde olmayacağım da. Ben hep aldığım ödüllere şaşıracağım. Çünkü hep beklemeyeceğim. Çok doğru bir jüriden ödül aldığınızda ustalar size 'Yürü ya kulum!' diyorlar. Bunun size verdiği cesaret anlatılır birşey değil. Bu bir sonraki yola daha sağlam adımlarla gitmenize neden oluyor. Ama asla oldum diyemem. Oldum dediğim gün öldüğüm gündür.<br />
<br />
Ödülü aldığınızda 'Anne, baba bana verdiler' dediniz. Neydi o sözün anlamı?<br />
<br />
Ailem benden bir hafta boyunca haber bekledi. Her gün 4-5 defa aradılar bir haber var mı diye. Beni biraz bunalttılar. Ben de bir haber alırsam sizi de haberdar edeceğim dedim. Çünkü ödülü alana dek hiçbir şeyden haberim yoktu. Ben Antalya'da keyifli günler geçiriyorum ama annemler heyecanlarıyla beni de tedirgin ediyorlardı. Ödül aldığımı sahnede öğrenince ve onlara haber alır almaz sizi bilgilendireceğim diye söz verdiğim için anneme babama karşı sözümü de tutmuş oldum.<br />
<br />
Aileniz çocukken sizin oyuncu olmanıza nasıl bakıyordu? Çünkü bazı aileler onaylamıyor evlatlarının oyuncu olmasını.<br />
<br />
Ben çok şanslı bir çocuktum çünkü iki yakın dostla, yani annem ve babamla büyüdüm. Aslında onların benim üzerimdeki oyunculuk hayalleri benden önce başladı. Ben daha lisedeyken annem İstanbul Üniversitesi'ne gidip, 'Benim oğlum konservatuara gidecek şimdiden gelse olur mu?' demiş yani benim için savaş vermeye başlamış bile. Ben bunları bilseydim çıldırırdım, gizli gizli yapmış her şeyi. Konservatuarı kazandığımı öğrendiklerinde çılgına döndüler. Onlar hep oyuncu olmamı istiyorlardı, şimdi ikisi de oyuncu olduğum için çok mutlu.<br />
<br />
Siz kendi oyunculuğunuzu nasıl değerlendiriyorsunuz. Jüride siz olsanız kendinize ödül verir miydiniz?<br />
<br />
Canlandırdığım her karakterde bir adım daha ilerliyorum. En sert eleştirileri kendime yöneltirim. O yüzden ödülün sürpriz olması da oradan geliyor. Ben performansı izledikten sonra kendime asla yüksek not vermem ki bir dahaki projeye daha hazırlıklı olayım ve o hatalara yeniden düşmeyeyim diye. Hep büyük bir sınav halinde geçiyor kendi özeleştirim. Düşük notlar beni diri ve ayakta tutuyor hiçbir zaman küstürmüyor. Ben hiçbir zaman kendine bayılan bir oyuncu olmadım. Varılan bir nokta yokken kendime yüksek not vermem olur iş değil.<br />
<br />
Ödül aldığınız filmin yönetmeni bir yabancı. Nasıl oldu Ben Hopkins'le tanışmanız?<br />
<br />
4 yıl öncesine dayanıyor tanışıklığımız. Sinan Tuzcu sayesinde tanıştık. Ben Hopkins Sinan'a 'Türkiye'de film çekeceğim beni oradaki oyuncularla tanıştırır mısın' demiş. Sinan'ın da aklında direk ben gelmişim ama o dönemlerde ben hiç evden çıkmıyordum ve kimseyle tanışmaya tahammülüm yoktu. Ama Sinan ısrar edince zincirleri kırıp çıktım dışarı, yolculuk Ben Hopkins'e.<br />
<br />
SENARYOYA HEM AŞIK OLDUM HEM KORKTUM<br />
<br />
İstemeden çıkılan yolculuğun sonu iyi geldi ama&#8230;<br />
<br />
Evet.. Ben Hopkins'le bir tanıştık; hani ilk görüşte aşk derler ya benimki öyle bir şey oldu. İlk gördüğümde sanki birbirimizi on yıldır tanıyormuşuz gibi geldi. Birkaç parça oynadım ona. Sonra kendimi çok iyi hissetmeye başladım. Rol alıp almayacağım umurumda değildi. Orada o enerjiyle kalmak istedim. Günün sonunda Ben Hopkins 'benimle çalışır mısın' diye teklifte bulundu. Senaryoyu okuduğumda hem aşık oldum hem de çok korktum. Ben Hopkins benim üzerime beş yüz oyuncuyla görüşmüş. Ama sonra eğer Tayanç Ayaydın'a bir şey olsaydı bu filmi çöpe atardım dedi.<br />
<br />
'Senaryoya hem aşık oldum hem de korktum' diyorsunuz. Neydi sizi bu derece aşık eden ama aynı zaman korkutan?<br />
<br />
Bir kere senaryo hiç beklemediğim derecede kuvvetliydi. Bir İngiliz tarafından yazılmış ve Türkçe'ye çevrilmiş bir senaryo. Okumadan önce tereddütlerim vardı ama ilk on sayfada o tereddüdü attım. Mihram karakteri bir oyuncu için hem korkutucu hem de çok etkileyici bir karakter. Bir taraftan acaba altından kalkar mıyım diye çok ciddi bir sorumluluk, diğer taraftan eğer altından kalkılabilirse müthiş bir başarı yakalayacak kuvvetli bir senaryoydu. Artık rahatça kuvvetli diyebilirim çünkü en iyi senaryo ödülünü aldık.<br />
<br />
Yönetmeniniz bir yabancı. Beraber rahat çalışılabildiniz mi?<br />
<br />
Ben'e yabancı bir yönetmen olarak bakmayı çok uzun zaman önce bıraktım. Ben Hopkins çok Türk'tü. Hatta Doğu ile ilgili kaçırdığım birçok ipucunu o bana hatırlattı. Karakteri beraber yarattık diyebilirim. O yazar ve yönetmen olarak kafasındaki Mihram'ı bana anlattı ben de kendi düşüncelerimi aktardım. Böylece ortaya bizim Mihram'ımız çıktı. Bazen onun isteklerinden, bazen de benimkilerinden feragat ettik. Zaten biz dost olduk artık. Bu filmle beraber hayatımda barındırmak istediğim çok önemli bir dost kazandım.<br />
<br />
İngiliz bir yönetmen filminde bir Türk'ü oynattı diye haberler yapmak biraz abartı değil mi? Siz bu olaya nasıl bakıyorsunuz. Yani bizim bir yabancı yönetmenin tercih listesinde olmamız ülkemizden ötürü değil yeteneğimizden ötürüdür çünkü.<br />
<br />
Bizi de orada abartıyorlar yani Türk yönetmenleri. Bu yabancı hayranlığı değil aslında. Dışarıdan gelenler bize ne getirecekler diye farklı bir gözle bakıyoruz. Ben ona abartı değil de heyecan demek istiyorum. Ben kendi açımdan onu yaşıyorum. Artık bunu da gündelik hale çevirmeliyiz. Türkiye yurtdışından insanların çok ilgilendiği ülke haline dönüşüyor bir nevi doğal plato oluyor. Bizim artık buna gündelik bir bakış açısıyla bakmamız ve heyecanını yaşamamız gerekiyor.<br />
<br />
Kapitalizmle vicdanı arasında kalanların filmi<br />
<br />
Tayanç Ayaydın'a Mihram'a hayat vermek zor geldi mi? Nerelerde çatıştı Mihram ve Tayanç?<br />
<br />
Hani kumarda bir laf vardır: Masadan ne zaman kalkacağını bileceksin! Dışardan Mihram'a kalk artık masadan diye çok tavsiyede bulundum. Tabi kumar masasında değil ama bu hayatın içerisinden. 'Şimdi ulan, şimdi tam zamanı kurtulmak için' şeklinde cümleler kurdum. Ben dışarıdan onu uyarmayı çok denedim ama o rolü filmde Genco Erkal Fazıl karakteriyle üstlendi. Aslında Tayanç'ın yapısı Fazıl karakterine daha uygun. Mihram'a çok söyledim; 'Bu kadar akıllı adamsın böyle hataları nasıl yaparsın?' diye ama o beni dinlemedi.<br />
<br />
Karakteriniz kapitalizmle vicdanı arasına sıkışan Mihram olarak tanımlanıyor. Rolünüzden yola çıkarak bir insanın kapitalizm ve vicdan çatışması nasıl olur? Ne yapar Mihram'a diğerlerine?<br />
<br />
Buna cevap verirsem filmle ilgili çok önemli bir ipucunu da açıklamış olurum. O yüzden dikkatli olmam lazım. Hayatta her zaman vicdanımızı kullanmak isteriz hayatın vicdanı sarstığı anlar var. Biz bunları hayat içerisinde çok sık yaşamıyoruz ama Mihram birkaç kez sıkışıyor bu köşeye. Vicdanla kapitalizm arasındaki sıkıntıyı bizim sorguladığımızdan daha fazla sorgulayacak Mihram.<br />
<br />
Filmin en beğendiğiniz sahnesi hangisiydi?<br />
<br />
En çok sevdiğim sahne Mihram'ın araftaki halini anlatan bir sahne. İnsanın kendisini sorguladığı anı çok iyi görüyoruz orada. Fazıl ile Mihram'ın diyaloglu sahnesi. Çok güzel bir sahne ve seyirciler arada kalmışlığı orada tamamıyla hissedecekler.<br />
<br />
Filmde oyuncular arasındaki paslaşmalar nasıldı? Genco Erkal bu konuda size çok destek olmuştur mutlaka&#8230;<br />
<br />
Genco Erkal'la çalışmak benim en çok istediğim şeylerden biriydi. O benim için büyük bir usta. Onunla çalışırken çok korktum. Acaba altında ezilir miyim diye. Ama Genco Erkal o korkularımı aldı götürdü ve biz bir anda çok iyi çalışan bir ikiliye dönüştük. İki oyuncu arasında paslaşma tenis maçı gibi. Karşı taraftan top ne kadar sert gelirse sen de o kadar iyi karşılarsın onu. Hatta sette yabancı ekipten birkaç kişi ikili olarak kamera karşısında geçtiğiniz kaçıncı film dediler bize. İlk filmimizdi ama çoktan motive olmuştuk.<br />
<br />
Türkiye'de sinema sektörü genelde popüler kültür işi yapınca para kazandırıyor. Siz bu meseleyi nasıl yorumluyorsunuz? Bu işin para kısmı sizi ne kadar ilgilendiriyor?<br />
<br />
Adı üzerinde ben buradan para kazanacağım. Kazandığım parayla hayatımı idame ettireceğim. Eğer ben bu işle hobi olarak ilgilenseydim evet para kısmını hiç düşünmezdim. Para bu işin hissini biraz bozuyormuş gibi gözüküyor dışarıdan. Hayatımı idame ettirecek kadar para beni mutlu etmeye yeter. Çünkü ben hayatın lükslerini, zevklerini oyunculuk yaparken yaşıyorum ve tadıyorum. Onun dışında sadece yaşayabilmem lazım.<br />
<br />
Aslen İstanbullu olan Tayanç Ayaydın'dan İstanbul'a dair&#8230;<br />
<br />
İstanbul aşk gibi. Nefret ettiğin anlar da çok oluyor, fedakârlık yaptığın anlar da. Sana çok güzel hediyeler sunuyor bazen. Onu asla terk etmeme izin vermiyor, çabalamama rağmen. Sanıyorum ipler onun elinde. Oyunculuk yönünden beni çok besliyor. Çünkü çok diri bir şehir burası&#8230; Rengârenk&#8230; Etrafına doğru bakmayı bilen her kişi için çok eğlenceli bir mekân. O yüzden terk etmek de zor, yaşamak da. Anadolu yakasına taşınıp biraz nefes almak istiyordum ama beceremedim. Yine Asmalımescit'te curcunanın tam ortasında devam ediyorum yaşantıma.<br />
<br />
01.11.2008]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: right;"><span style="font-weight: bold;"><img src="http://yenisafak.com.tr/resim/site/ald23651f8b23606e36by.jpg" border="0" alt="[Resim: ald23651f8b23606e36by.jpg]" /><br />
Fotoğraf: VURAL YAZICIOĞLU</div>
Yeni Şafak Gazetesi<br />
röportaj: AYSEL YAŞA<br />
tarih:01.11.2008<br />
e-mail: ayasa@yenisafak.com.tr<br />
<br />
Aldığım her ödül beni şaşırtır</span><br />
<br />
Altı yaşında sahnedeki Adile Naşit'in kucağına fırlayan ve bir daha sahneden inmek istemeyen o afacan çocuk şimdi büyüdü ve Altın Portakal ile Locarno Film Festivali'nden en iyi erkek oyuncu ödülünü aldı. Mütevazılığı asla elden bırakmayan o aktör Tayanç Ayaydın. Ödülün şaşkınlığını üzerinden atamayan Ayaydın'la Altın Portakal'ı ve ödül aldığı filmi Pazar-Bir Ticaret Masalı'nı konuştuk.<br />
<br />
Aldığım her ödül beni şaşırtır<br />
<br />
İzleyici sizi ilk olarak Aliye dizisiyle tanıdı. Daha sonra Sıla'da Abay karakteri ile sevildiniz. Oyunculuk yoluna çıktığınızda heybenizde ne gibi hayaller vardı?<br />
<br />
Ben yola çıkarken bir hedef koymadım kendime. 'Hayatım boyunca oynamaya devam edeceğim' dedim. Ama elbette isteklerim vardı, zamanı geldiğinde ülke sınırlarını aşıp yabancı ülkelerde de oyunculuk yapmak hayallerimden biri. Hedef demeyeyim çünkü ulaşır mıyım, ulaşamaz mıyım bilmiyorum. Hayallerimin en büyüğü oyunculuk yolunda hep aynı karakterleri canlandırmaktansa farklı deneyimleri yaşamaktı. Ben oyunculuğu bitmek bilmeyen bir yolculuk gibi görüyorum. Bir hayat biçimi aslında. Bu hayatın içerisinde hep aynı şeyi tekrarladığınız zaman cepten yemeye başlıyorsunuz. Onun için beni zorlayacak karakteri seçmem bana cesaret veriyor ve beni dinç tutuyor. Miskinleşmemek için hep farklı karakterleri canlandıracağım.<br />
<br />
O zaman Altın Portakal'ı alma hedefiniz de yoktu, ödülü alınca şaşırdınız.<br />
<br />
Locarno'da en iyi erkek oyuncu ödülünü aldım. Oradan ödül almak hayatım boyunca hayal edemeyeceğim bir şeydi. Zaten oyunculukta ödül almak benim hayalim değildi. Sonra Hamburg Film Festivali'ne davet edildim. Ben bu festivalleri uzaktan takip eden bir adamken Hamburg'tan beni arayıp 'Bizi onurlandırırsanız seviniriz' dediler. Ne demek o onur bana ait aslında. İnsanlarla tanışıp, filmler üzerine sohbet edebilme imkânı buluyorum. Bu bana yeter de artar bile.<br />
<br />
Oyunculuğa ilk başladığınızda çevrenizdeki insanlar sizin ödül alacağınızı söylüyorlar mıydı?<br />
<br />
Ödül aldıktan sonra yapılan tüm konuşmalarda 'Biz sana demiştik' diyen çok oldu. Ama ben bu cümleleri kurdukları günleri pek hatırlayamıyorum. Ya yalan söylüyorlar ya da doğrular ve ben hatırlamıyorum. 'Bir gün ödül alacaksın' demeleri bir kulağımdan girer diğerinden çıkar. Çünkü ben işin ödül alma kısmında değilim. Performansım nasıl ben ona bakarım.<br />
<br />
Antalya'da ödülün açıklanacağı geceye kadar neler yaptınız, heyecanlı mıydınız?<br />
<br />
Çok keyifli bir haftaydı. Sürekli film izledim. Bazen patlayana kadar film izledim. Sonunda da ödülle taçlandırıldım. Bu film dolu haftaya güzel bir finaldi bu.<br />
<br />
Ödülü aldığınız gece 'Aferin bana. İkinci filmimde iki önemli ödül aldım' dediniz mi?<br />
<br />
'Ben ödül alacağım, Antalya da benim hedeflerim arasındaydı' cümlesini asla kuramam. Hiç öyle bir adam olmadım ve herhalde olmayacağım da. Ben hep aldığım ödüllere şaşıracağım. Çünkü hep beklemeyeceğim. Çok doğru bir jüriden ödül aldığınızda ustalar size 'Yürü ya kulum!' diyorlar. Bunun size verdiği cesaret anlatılır birşey değil. Bu bir sonraki yola daha sağlam adımlarla gitmenize neden oluyor. Ama asla oldum diyemem. Oldum dediğim gün öldüğüm gündür.<br />
<br />
Ödülü aldığınızda 'Anne, baba bana verdiler' dediniz. Neydi o sözün anlamı?<br />
<br />
Ailem benden bir hafta boyunca haber bekledi. Her gün 4-5 defa aradılar bir haber var mı diye. Beni biraz bunalttılar. Ben de bir haber alırsam sizi de haberdar edeceğim dedim. Çünkü ödülü alana dek hiçbir şeyden haberim yoktu. Ben Antalya'da keyifli günler geçiriyorum ama annemler heyecanlarıyla beni de tedirgin ediyorlardı. Ödül aldığımı sahnede öğrenince ve onlara haber alır almaz sizi bilgilendireceğim diye söz verdiğim için anneme babama karşı sözümü de tutmuş oldum.<br />
<br />
Aileniz çocukken sizin oyuncu olmanıza nasıl bakıyordu? Çünkü bazı aileler onaylamıyor evlatlarının oyuncu olmasını.<br />
<br />
Ben çok şanslı bir çocuktum çünkü iki yakın dostla, yani annem ve babamla büyüdüm. Aslında onların benim üzerimdeki oyunculuk hayalleri benden önce başladı. Ben daha lisedeyken annem İstanbul Üniversitesi'ne gidip, 'Benim oğlum konservatuara gidecek şimdiden gelse olur mu?' demiş yani benim için savaş vermeye başlamış bile. Ben bunları bilseydim çıldırırdım, gizli gizli yapmış her şeyi. Konservatuarı kazandığımı öğrendiklerinde çılgına döndüler. Onlar hep oyuncu olmamı istiyorlardı, şimdi ikisi de oyuncu olduğum için çok mutlu.<br />
<br />
Siz kendi oyunculuğunuzu nasıl değerlendiriyorsunuz. Jüride siz olsanız kendinize ödül verir miydiniz?<br />
<br />
Canlandırdığım her karakterde bir adım daha ilerliyorum. En sert eleştirileri kendime yöneltirim. O yüzden ödülün sürpriz olması da oradan geliyor. Ben performansı izledikten sonra kendime asla yüksek not vermem ki bir dahaki projeye daha hazırlıklı olayım ve o hatalara yeniden düşmeyeyim diye. Hep büyük bir sınav halinde geçiyor kendi özeleştirim. Düşük notlar beni diri ve ayakta tutuyor hiçbir zaman küstürmüyor. Ben hiçbir zaman kendine bayılan bir oyuncu olmadım. Varılan bir nokta yokken kendime yüksek not vermem olur iş değil.<br />
<br />
Ödül aldığınız filmin yönetmeni bir yabancı. Nasıl oldu Ben Hopkins'le tanışmanız?<br />
<br />
4 yıl öncesine dayanıyor tanışıklığımız. Sinan Tuzcu sayesinde tanıştık. Ben Hopkins Sinan'a 'Türkiye'de film çekeceğim beni oradaki oyuncularla tanıştırır mısın' demiş. Sinan'ın da aklında direk ben gelmişim ama o dönemlerde ben hiç evden çıkmıyordum ve kimseyle tanışmaya tahammülüm yoktu. Ama Sinan ısrar edince zincirleri kırıp çıktım dışarı, yolculuk Ben Hopkins'e.<br />
<br />
SENARYOYA HEM AŞIK OLDUM HEM KORKTUM<br />
<br />
İstemeden çıkılan yolculuğun sonu iyi geldi ama&#8230;<br />
<br />
Evet.. Ben Hopkins'le bir tanıştık; hani ilk görüşte aşk derler ya benimki öyle bir şey oldu. İlk gördüğümde sanki birbirimizi on yıldır tanıyormuşuz gibi geldi. Birkaç parça oynadım ona. Sonra kendimi çok iyi hissetmeye başladım. Rol alıp almayacağım umurumda değildi. Orada o enerjiyle kalmak istedim. Günün sonunda Ben Hopkins 'benimle çalışır mısın' diye teklifte bulundu. Senaryoyu okuduğumda hem aşık oldum hem de çok korktum. Ben Hopkins benim üzerime beş yüz oyuncuyla görüşmüş. Ama sonra eğer Tayanç Ayaydın'a bir şey olsaydı bu filmi çöpe atardım dedi.<br />
<br />
'Senaryoya hem aşık oldum hem de korktum' diyorsunuz. Neydi sizi bu derece aşık eden ama aynı zaman korkutan?<br />
<br />
Bir kere senaryo hiç beklemediğim derecede kuvvetliydi. Bir İngiliz tarafından yazılmış ve Türkçe'ye çevrilmiş bir senaryo. Okumadan önce tereddütlerim vardı ama ilk on sayfada o tereddüdü attım. Mihram karakteri bir oyuncu için hem korkutucu hem de çok etkileyici bir karakter. Bir taraftan acaba altından kalkar mıyım diye çok ciddi bir sorumluluk, diğer taraftan eğer altından kalkılabilirse müthiş bir başarı yakalayacak kuvvetli bir senaryoydu. Artık rahatça kuvvetli diyebilirim çünkü en iyi senaryo ödülünü aldık.<br />
<br />
Yönetmeniniz bir yabancı. Beraber rahat çalışılabildiniz mi?<br />
<br />
Ben'e yabancı bir yönetmen olarak bakmayı çok uzun zaman önce bıraktım. Ben Hopkins çok Türk'tü. Hatta Doğu ile ilgili kaçırdığım birçok ipucunu o bana hatırlattı. Karakteri beraber yarattık diyebilirim. O yazar ve yönetmen olarak kafasındaki Mihram'ı bana anlattı ben de kendi düşüncelerimi aktardım. Böylece ortaya bizim Mihram'ımız çıktı. Bazen onun isteklerinden, bazen de benimkilerinden feragat ettik. Zaten biz dost olduk artık. Bu filmle beraber hayatımda barındırmak istediğim çok önemli bir dost kazandım.<br />
<br />
İngiliz bir yönetmen filminde bir Türk'ü oynattı diye haberler yapmak biraz abartı değil mi? Siz bu olaya nasıl bakıyorsunuz. Yani bizim bir yabancı yönetmenin tercih listesinde olmamız ülkemizden ötürü değil yeteneğimizden ötürüdür çünkü.<br />
<br />
Bizi de orada abartıyorlar yani Türk yönetmenleri. Bu yabancı hayranlığı değil aslında. Dışarıdan gelenler bize ne getirecekler diye farklı bir gözle bakıyoruz. Ben ona abartı değil de heyecan demek istiyorum. Ben kendi açımdan onu yaşıyorum. Artık bunu da gündelik hale çevirmeliyiz. Türkiye yurtdışından insanların çok ilgilendiği ülke haline dönüşüyor bir nevi doğal plato oluyor. Bizim artık buna gündelik bir bakış açısıyla bakmamız ve heyecanını yaşamamız gerekiyor.<br />
<br />
Kapitalizmle vicdanı arasında kalanların filmi<br />
<br />
Tayanç Ayaydın'a Mihram'a hayat vermek zor geldi mi? Nerelerde çatıştı Mihram ve Tayanç?<br />
<br />
Hani kumarda bir laf vardır: Masadan ne zaman kalkacağını bileceksin! Dışardan Mihram'a kalk artık masadan diye çok tavsiyede bulundum. Tabi kumar masasında değil ama bu hayatın içerisinden. 'Şimdi ulan, şimdi tam zamanı kurtulmak için' şeklinde cümleler kurdum. Ben dışarıdan onu uyarmayı çok denedim ama o rolü filmde Genco Erkal Fazıl karakteriyle üstlendi. Aslında Tayanç'ın yapısı Fazıl karakterine daha uygun. Mihram'a çok söyledim; 'Bu kadar akıllı adamsın böyle hataları nasıl yaparsın?' diye ama o beni dinlemedi.<br />
<br />
Karakteriniz kapitalizmle vicdanı arasına sıkışan Mihram olarak tanımlanıyor. Rolünüzden yola çıkarak bir insanın kapitalizm ve vicdan çatışması nasıl olur? Ne yapar Mihram'a diğerlerine?<br />
<br />
Buna cevap verirsem filmle ilgili çok önemli bir ipucunu da açıklamış olurum. O yüzden dikkatli olmam lazım. Hayatta her zaman vicdanımızı kullanmak isteriz hayatın vicdanı sarstığı anlar var. Biz bunları hayat içerisinde çok sık yaşamıyoruz ama Mihram birkaç kez sıkışıyor bu köşeye. Vicdanla kapitalizm arasındaki sıkıntıyı bizim sorguladığımızdan daha fazla sorgulayacak Mihram.<br />
<br />
Filmin en beğendiğiniz sahnesi hangisiydi?<br />
<br />
En çok sevdiğim sahne Mihram'ın araftaki halini anlatan bir sahne. İnsanın kendisini sorguladığı anı çok iyi görüyoruz orada. Fazıl ile Mihram'ın diyaloglu sahnesi. Çok güzel bir sahne ve seyirciler arada kalmışlığı orada tamamıyla hissedecekler.<br />
<br />
Filmde oyuncular arasındaki paslaşmalar nasıldı? Genco Erkal bu konuda size çok destek olmuştur mutlaka&#8230;<br />
<br />
Genco Erkal'la çalışmak benim en çok istediğim şeylerden biriydi. O benim için büyük bir usta. Onunla çalışırken çok korktum. Acaba altında ezilir miyim diye. Ama Genco Erkal o korkularımı aldı götürdü ve biz bir anda çok iyi çalışan bir ikiliye dönüştük. İki oyuncu arasında paslaşma tenis maçı gibi. Karşı taraftan top ne kadar sert gelirse sen de o kadar iyi karşılarsın onu. Hatta sette yabancı ekipten birkaç kişi ikili olarak kamera karşısında geçtiğiniz kaçıncı film dediler bize. İlk filmimizdi ama çoktan motive olmuştuk.<br />
<br />
Türkiye'de sinema sektörü genelde popüler kültür işi yapınca para kazandırıyor. Siz bu meseleyi nasıl yorumluyorsunuz? Bu işin para kısmı sizi ne kadar ilgilendiriyor?<br />
<br />
Adı üzerinde ben buradan para kazanacağım. Kazandığım parayla hayatımı idame ettireceğim. Eğer ben bu işle hobi olarak ilgilenseydim evet para kısmını hiç düşünmezdim. Para bu işin hissini biraz bozuyormuş gibi gözüküyor dışarıdan. Hayatımı idame ettirecek kadar para beni mutlu etmeye yeter. Çünkü ben hayatın lükslerini, zevklerini oyunculuk yaparken yaşıyorum ve tadıyorum. Onun dışında sadece yaşayabilmem lazım.<br />
<br />
Aslen İstanbullu olan Tayanç Ayaydın'dan İstanbul'a dair&#8230;<br />
<br />
İstanbul aşk gibi. Nefret ettiğin anlar da çok oluyor, fedakârlık yaptığın anlar da. Sana çok güzel hediyeler sunuyor bazen. Onu asla terk etmeme izin vermiyor, çabalamama rağmen. Sanıyorum ipler onun elinde. Oyunculuk yönünden beni çok besliyor. Çünkü çok diri bir şehir burası&#8230; Rengârenk&#8230; Etrafına doğru bakmayı bilen her kişi için çok eğlenceli bir mekân. O yüzden terk etmek de zor, yaşamak da. Anadolu yakasına taşınıp biraz nefes almak istiyordum ama beceremedim. Yine Asmalımescit'te curcunanın tam ortasında devam ediyorum yaşantıma.<br />
<br />
01.11.2008]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Tuncel Kurtiz' ile]]></title>
			<link>http://www.aykutkuskaya.biz/showthread.php?tid=824</link>
			<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 12:53:40 +0200</pubDate>
			<dc:creator>yasin</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://www.aykutkuskaya.biz/showthread.php?tid=824</guid>
			<description><![CDATA[<img src="http://yenisafak.com.tr/resim/site/untitled7526b2b70236b19cd2dby.jpg" border="0" alt="[Resim: untitled7526b2b70236b19cd2dby.jpg&#93;" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Yeni Şafak Gazetesi<br />
röportaj: AYSEL YAŞA<br />
tarih:15.11.2008<br />
e-mail: ayasa@yenisafak.com.tr<br />
<br />
Yılmaz Güney de yaşasaydı dizi çekerdi</span><br />
<br />
Yılmaz Güney ile avantür-macera filmlerinde oynamayı sevmiyordum. Yılmaz, her seferinde bana 'Şimdi bunları yapacağız ama ileride bak neler başaracağız' derdi. Her rolü kabul etmem. İnsanı anlatabiliyorsa bir senaryo kabul ederim. İstanbul'da tanınmamış bir çocuk gibi gezdim dolaştım. İstanbul'un martılarıyla gezdim. Arnavutköy'de oturdum. İstanbul tabi ki beni büyüttü. Ama ben Türkiye'yim. Acı şehirdir İstanbul, zor bir şehirdir. İnsanoğlunun satıldığı bir şehirdir İstanbul<br />
<br />
Tuncel Kurtiz için kurulacak cümleler oldukça fazla. Elli yılı aşkın sanat hayatında birçok başarılı işe imza attı. Senelerce ülkesinden ayrı yaşadı, festivallere katıldı, ödüller aldı, jüri üyesi oldu, eleştiri oklarını bir bir üzerine çekti. Aslında bu zorlu yolu kendisi seçmemişti. Çünkü onun hayali oyuncu değil yazar olmaktı. Tuncel Kurtiz'le Kars Altın Kaz Film Festivali'nde beraber film izledik, söyleşilere katıldık. Ve bir de sizin okumanız için keyifli bir röportaj gerçekleştirdik. İşte Kurtiz'in yaşamında önemli anları, oyunculuğu, Altın Portakal'daki jüri üyeliği ve İstanbul'u.<br />
<br />
Kaçak gittiğiniz festivallerden sonra şimdi Altın Portakal Film Festivali'nde jüri üyesi oldunuz. Bugüne gelene dek neler yaşadınız?<br />
<br />
Yılmaz Güney'le Umut filmini yaptık. Umut'u Cannes Film Şenliği istedi ama filmin yurtdışına çıkarılışına izin verilmedi. Umut bizim umudumuzdu ama filmi ülkeden çıkaramıyorduk. Komünist Arif 'Ben götürürüm' dedi, filmleri bir bavula koydu. Bir hamala 500 Lira verdi ve sınırdan geçirdi. Böylece Umut Cannes'a gitti. O sırada Türkiye'de Balyoz Harekatı başladı, 3 bin kişi içeri alındı, Yılmaz filmi kaçırmaktan dolayı yargılandı. Filmi takdim eden bendim. Bunun için geri dönmedim.<br />
<br />
Geri dönemediniz ve önünüzde yepyeni bir Avrupa sayfası da açılmış oldu.<br />
<br />
Çok da ferah günler değildi ama. Nişanlım İsviçre'de üniversitede asistanlık yapıyordu. Bir süre onda kaldım. Aras Ören arkadaşım. Berlin'e çağırdı önce 500 Mark'a bir filmde oynadım. İkinci filmde 10 bin Mark'a oynadım. Daha sonra Barbaro ve Güneş Karabuda beni İsveç'e çağırdılar. Yine Yaşar Kemal'in Yağmurlar Gebedir oyununu İsveç Devlet Tiyatrosu'nda yaptım. O sırada Yılmaz hapse girmişti. Yılmaz'ı başka isimler kullanarak ziyaret ettim. Acı günlerdi onlar.<br />
<br />
Türkiye'ye tekrar gelmeye nasıl karar verdiniz?<br />
<br />
Ecevit döneminde Turan Güneş Dışişleri Bakanı oldu. Ben de o sırada İsveç kanalına Saç isimli kısa metrajı çekmek için Kapıkule'den giriş yaptım. Ama şartlar çok değişikti Türkiye'de. Seks filmleri vardı ama bana iş yoktu. O filmlerde oynamak istemeyince başka iş bulamadım ve bu sefer yine mecburiyetten yurtdışı yolu gözüktü bana. Berlin'de bir iş buldum. Otobüs filmini yaptık. O arada ben&#8230;Unutmuşum bile neler yapıp neler yaşadığımı. Birçok İsveç ve Alman filminde kızına kötü davranan Türk babayı canlandırdım.<br />
<br />
Kötü rolleri canlandırmak yerine Türkiye'de kalıp mücadele etseydiniz daha iyi olmaz mıydı?<br />
<br />
Hep zorluklar çıktı karşıma. Türkiye'de kalabilseydim, keşke Türkiye bana istediklerimi verebilseydi. Tiyatrolar kapatılmıştı. Yeni bir dönem başlıyordu artık. 1978'lere doğru yine bir film yapmak için Türkiye'ye geldim. Yılmaz (Güney) hapisteymiş ve beni arıyormuş. Hemen Zeki Ökten ve Melike ile trene binip Siirt'e gittik. 2 ayda filmi çektik.<br />
<br />
Bu dönemde tabi ülkedeki siyasi karışıklıklar oyunculuğunuza engel oluyordu değil mi?<br />
<br />
Bereketli Topraklar filminin çekimlerini bitirdiğimizde Kenan Evren geldi. O gelince ben artık burada duramayacağımı anladım. Durumun ne olacağı belliydi. Ben gidiyorum dedim. Faşizm Amerika'nın baskısıyla geliyor üstelik. Bir milyon insan hapse girdi. Özgürlük ortamı tamamen yok edildi. Biz 1960 anayasasıyla çok başka bir dünyayı yaşıyorduk 1970'e kadar. Ülkeyi terk ettikten sonra bana İsrail'den Sürü'nün gösterimi için teklifler geldi.<br />
<br />
YILMAZ'LA BEN DUYGULARIYLA YAŞAYAN TÜRK ÇOCUKLARIYDIK<br />
<br />
Yılmaz Güney gibi sizden desteğini esirgemeyen insanlar oldu mu?<br />
<br />
Yılmaz beni niye istedi acaba? Bir rejisör oyuncuyu yardım etmek için istemez. Zaten yardım etmek için birisi bana iş verse onu kabul etmem. Ama Yılmaz'ın yeri bende apayrı. O benim yol ve can arkadaşım.<br />
<br />
Biz tanıştığımızda ikimiz de hikaye yazıyorduk.<br />
<br />
O Adana'dan gelmiş annesi Muşlu bir Kürt, ben ise bir paşa torunuyum, annem öğretmen. Çok farklı yerden iki arkadaştık. Kafa yapılarımız da farklıydı. O Maksim Gorki gerçekçiliğinden yanayken ben Kafka sürrealizmini savunuyordum. Ama ikimizin de yüreğinde temiz düşüncelerimiz vardı. Niğde Hapishanesi'nden çıktıktan sonra yine beraber olduk. İkinci filmimi onunla yaptım. Üçünüzü de Mıhlarım, arkasından Konyakçı Kabadayılar Kralı, arkasından Haracıma Dokunma ve sonra Sayılı Kabadayılar'ı yaptık. Ama ben bu filmleri sevmiyordum.<br />
<br />
Neden sevmediniz o filmleri?<br />
<br />
Basit, Amerikan taklidi filmlerdi. Ben edebiyatçı olmak istiyordum. İnsanlarla iyi ilişkiler kurmak istiyorum. Ama bu filmler içerisinde basit ilişkileri barındırıyordu. Yılmaz hepsinin içerisinde salyangozlara karşı mücadeleler veren bir adamı oynardı. Hep ezikti, hep halktan yanaydı. Biz Yılmaz'la daha sonra kendimizi çok geliştirdik.<br />
<br />
BİR DAHA KESİNLİKLE ALTIN PORTAKAL'A JÜRİ OLMAM<br />
<br />
Altın Portakal bol olaylı bir festival. Bu festivalin jüri başkanı olmak konusunda tereddüt yaşadınız mı?<br />
<br />
Valla önce pek istemedim kabul etmeyi. Çünkü spekülasyonlar yaşanacağını tahmin edebiliyordum. Kimse beğenmeyecek, laf edecekler. Olsun varsın dedim ve kabul ettim. Bana jüri başkanlığı verdiler bu onur verici bir şey. Sonra jüri üyeleri o kadar tatlı insanlardı ki, çok güzel beraberlik kurduk.<br />
<br />
Altın Portakal'ın jürisindeydiniz bu sene. Nasıl var mı Türk sinemasında bir gelişme?<br />
<br />
Türk sineması hala oturamadı ki. Türk sineması dediğiniz şey Yeşilçam. Yeşilçam ise zavallı, batı taklidi bir sinemaydı. Bugünün sineması ise arama çağında, kendisini arıyor. Neler var derseniz. Bir Zeki Demirkubuz'un Kader'i var ki benim için büyük bir film. Serdar Akar'ın Gemide'si var mesela. Bütün bunların içerisinden süzülüp gelen bir başka sinema çıkacak ortaya. Umut olmazsa olmaz.<br />
<br />
Ben Hopkins bir yabancı. Ve filmin senaryosu da kendisine ait. Türkiye'de yapılan ulusal bir film festivalinde bir İngiliz'in yazdığı senaryo nasıl yarışabilir ve yetmez yine nasıl ödül alabilir?<br />
<br />
Oraya festivale katıldıysa, izin verildiyse elbette güzelse kazanır. Neden festivale katılmasına müsaade edilmesin ki. Gelmiş, Türkiye'de çekmiş işte. Eğer bu durumdan şikayetçi isen illa Türk olacak diye bir şart koyarsın, festivale almazsın. Mesela İngiltere dili İngilizce olmayan bir filmi kabul etmiyor.<br />
<br />
Altın Portakal sadece filmler üzerine konuşmak varken spekülasyonlarla gündeme gelen bir festival oldu. Ne diyorsunuz?<br />
<br />
Bu magazin basınının yaptığı bir olaydır. Hiç kimse uluslararası yarışmadan bahsetmiyor. Orada da önemli bir jüri var. Fakat magazin basını spekülasyon yaratma derdinde. Her jürinin fikri ve kararı farklı olacaktır dedim ta başından. Farklı düşünceler, olmasa farklı isimlere kucak açılmasa ve hayatın her alanında farklı düşünceler olmasa dünya çok zavallı olur.<br />
<br />
Rol seçimlerinde de sancılı dönemlerden geçiyorsunuz o zaman?<br />
<br />
Tabi kabul etmem bazen. Yapamayacağım derim. İyi yazıldıysa eğer her rolü oynarım. İnsanı anlatabiliyorsa bir senaryo kabul ederim. Ama artık ben klişe bir köy ağası, klişe bir şehirli ya da köylü oynamak istemiyorum. Bir rolü başarıyla canlandırınca aynısından bir daha yazıyorlar senin için. Yazmayın oynayamam diyorum. Bana gel Sürü'yü tekrar oyna deseler oynayamam. İnsan.. Eti, kemiği olan, düşünen, hastalıkları olan..Bana bu lazım.<br />
<br />
İstanbul'la ilgili bir sinema filmi çekseniz hangi semtte yapardınız çekimleri?<br />
<br />
Yapamayacağım artık ama. Eğer yapmış olsam Arnavutköy ile Etiler arasıydı eskiden. Şimdi film çekecek olsam çok az tanıdığım Ümraniye ve Gaziosmanpaşa'yı çekerim. Çünkü oraların ne romanı ne şiiri yazıldı. Hep mutlu İstanbul'u değil de o semtlerde yaşanan acıları çekmek isterdim.<br />
<br />
İstanbul'da en çok hangi mekana gidersiniz?<br />
<br />
Kalmadı artık.Eskiden Rumeli Hisarı, Artnavutköy, Asmalımescit, Galata'ydı benim mekanım. Ben artık Edremit'in bir köyünde yaşıyorum. Ben köylüyüm. Köylü olmayı da çok sevdim. Ama herhangi bir köylü değilim. Tuncel Kurtiz olarak köylüyüm. Ne onlar bana kendilerini tam olarak anlatırlar ne de ben onlara kendimi açıklarım. Birbirimize bakarak anlayış içinde yaşıyoruz.<br />
<br />
Kötü bir öğrenci iyi bir kantin kuşuydum<br />
<br />
Tuncel Kurtiz şimdi başarılı bir oyuncu. Küçükken hayaliniz neydi?<br />
<br />
Oyuncu olmak gibi bir hayalim yoktu benim. Ben yazar olmak istiyordum. Ölmeden başarabilirsem eğer hala da yazar olmak istiyorum. Bir gün İstanbul Edebiyat Fakültesi'nde bir hikayemi okuyordum. Birden bir delikanlı geldi matine sonunda. Federasyon Tiyatrosu'nda bir oyuna davet edildim. Aktör olmak gibi bir niyetim yokken gittik birkaç prova yaptık. Beş Bin oyununu da çevirdim. Öylece başladım. Hukuk bitti, filoloji bitti, felsefe bitti kendimi tiyatronun içerisinde buldum.<br />
<br />
Hukuk, filoloji derken oyunculuğa sıra geldi. Aileniz ne dedi bu işe?<br />
<br />
Önce beğenmediler tabi. Ama şu noktaya açıklık getirelim ben hiçbir üniversiteyi bitirmedim. Hep kantinde kitaplarımla başbaşaydım. Hocalarla arkadaş oldum ama okulların hiçbiri bitmedi. Hep bitirdi diye yazıyorlar delireceğim. Kötü bir talebeydim, iyi bir kantin kuşuydum. Tiyatroda koşturdum, güzel yaşadım. Dayım &#8220;Git seyret oynamak niye&#8221; dedi. Ama babam Teneke'yi oynarken geldi ve alkışladı. 1970'lerde babam başıma gelecekler için endişelendi durdu.<br />
<br />
15.11.2008]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="http://yenisafak.com.tr/resim/site/untitled7526b2b70236b19cd2dby.jpg" border="0" alt="[Resim: untitled7526b2b70236b19cd2dby.jpg]" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Yeni Şafak Gazetesi<br />
röportaj: AYSEL YAŞA<br />
tarih:15.11.2008<br />
e-mail: ayasa@yenisafak.com.tr<br />
<br />
Yılmaz Güney de yaşasaydı dizi çekerdi</span><br />
<br />
Yılmaz Güney ile avantür-macera filmlerinde oynamayı sevmiyordum. Yılmaz, her seferinde bana 'Şimdi bunları yapacağız ama ileride bak neler başaracağız' derdi. Her rolü kabul etmem. İnsanı anlatabiliyorsa bir senaryo kabul ederim. İstanbul'da tanınmamış bir çocuk gibi gezdim dolaştım. İstanbul'un martılarıyla gezdim. Arnavutköy'de oturdum. İstanbul tabi ki beni büyüttü. Ama ben Türkiye'yim. Acı şehirdir İstanbul, zor bir şehirdir. İnsanoğlunun satıldığı bir şehirdir İstanbul<br />
<br />
Tuncel Kurtiz için kurulacak cümleler oldukça fazla. Elli yılı aşkın sanat hayatında birçok başarılı işe imza attı. Senelerce ülkesinden ayrı yaşadı, festivallere katıldı, ödüller aldı, jüri üyesi oldu, eleştiri oklarını bir bir üzerine çekti. Aslında bu zorlu yolu kendisi seçmemişti. Çünkü onun hayali oyuncu değil yazar olmaktı. Tuncel Kurtiz'le Kars Altın Kaz Film Festivali'nde beraber film izledik, söyleşilere katıldık. Ve bir de sizin okumanız için keyifli bir röportaj gerçekleştirdik. İşte Kurtiz'in yaşamında önemli anları, oyunculuğu, Altın Portakal'daki jüri üyeliği ve İstanbul'u.<br />
<br />
Kaçak gittiğiniz festivallerden sonra şimdi Altın Portakal Film Festivali'nde jüri üyesi oldunuz. Bugüne gelene dek neler yaşadınız?<br />
<br />
Yılmaz Güney'le Umut filmini yaptık. Umut'u Cannes Film Şenliği istedi ama filmin yurtdışına çıkarılışına izin verilmedi. Umut bizim umudumuzdu ama filmi ülkeden çıkaramıyorduk. Komünist Arif 'Ben götürürüm' dedi, filmleri bir bavula koydu. Bir hamala 500 Lira verdi ve sınırdan geçirdi. Böylece Umut Cannes'a gitti. O sırada Türkiye'de Balyoz Harekatı başladı, 3 bin kişi içeri alındı, Yılmaz filmi kaçırmaktan dolayı yargılandı. Filmi takdim eden bendim. Bunun için geri dönmedim.<br />
<br />
Geri dönemediniz ve önünüzde yepyeni bir Avrupa sayfası da açılmış oldu.<br />
<br />
Çok da ferah günler değildi ama. Nişanlım İsviçre'de üniversitede asistanlık yapıyordu. Bir süre onda kaldım. Aras Ören arkadaşım. Berlin'e çağırdı önce 500 Mark'a bir filmde oynadım. İkinci filmde 10 bin Mark'a oynadım. Daha sonra Barbaro ve Güneş Karabuda beni İsveç'e çağırdılar. Yine Yaşar Kemal'in Yağmurlar Gebedir oyununu İsveç Devlet Tiyatrosu'nda yaptım. O sırada Yılmaz hapse girmişti. Yılmaz'ı başka isimler kullanarak ziyaret ettim. Acı günlerdi onlar.<br />
<br />
Türkiye'ye tekrar gelmeye nasıl karar verdiniz?<br />
<br />
Ecevit döneminde Turan Güneş Dışişleri Bakanı oldu. Ben de o sırada İsveç kanalına Saç isimli kısa metrajı çekmek için Kapıkule'den giriş yaptım. Ama şartlar çok değişikti Türkiye'de. Seks filmleri vardı ama bana iş yoktu. O filmlerde oynamak istemeyince başka iş bulamadım ve bu sefer yine mecburiyetten yurtdışı yolu gözüktü bana. Berlin'de bir iş buldum. Otobüs filmini yaptık. O arada ben&#8230;Unutmuşum bile neler yapıp neler yaşadığımı. Birçok İsveç ve Alman filminde kızına kötü davranan Türk babayı canlandırdım.<br />
<br />
Kötü rolleri canlandırmak yerine Türkiye'de kalıp mücadele etseydiniz daha iyi olmaz mıydı?<br />
<br />
Hep zorluklar çıktı karşıma. Türkiye'de kalabilseydim, keşke Türkiye bana istediklerimi verebilseydi. Tiyatrolar kapatılmıştı. Yeni bir dönem başlıyordu artık. 1978'lere doğru yine bir film yapmak için Türkiye'ye geldim. Yılmaz (Güney) hapisteymiş ve beni arıyormuş. Hemen Zeki Ökten ve Melike ile trene binip Siirt'e gittik. 2 ayda filmi çektik.<br />
<br />
Bu dönemde tabi ülkedeki siyasi karışıklıklar oyunculuğunuza engel oluyordu değil mi?<br />
<br />
Bereketli Topraklar filminin çekimlerini bitirdiğimizde Kenan Evren geldi. O gelince ben artık burada duramayacağımı anladım. Durumun ne olacağı belliydi. Ben gidiyorum dedim. Faşizm Amerika'nın baskısıyla geliyor üstelik. Bir milyon insan hapse girdi. Özgürlük ortamı tamamen yok edildi. Biz 1960 anayasasıyla çok başka bir dünyayı yaşıyorduk 1970'e kadar. Ülkeyi terk ettikten sonra bana İsrail'den Sürü'nün gösterimi için teklifler geldi.<br />
<br />
YILMAZ'LA BEN DUYGULARIYLA YAŞAYAN TÜRK ÇOCUKLARIYDIK<br />
<br />
Yılmaz Güney gibi sizden desteğini esirgemeyen insanlar oldu mu?<br />
<br />
Yılmaz beni niye istedi acaba? Bir rejisör oyuncuyu yardım etmek için istemez. Zaten yardım etmek için birisi bana iş verse onu kabul etmem. Ama Yılmaz'ın yeri bende apayrı. O benim yol ve can arkadaşım.<br />
<br />
Biz tanıştığımızda ikimiz de hikaye yazıyorduk.<br />
<br />
O Adana'dan gelmiş annesi Muşlu bir Kürt, ben ise bir paşa torunuyum, annem öğretmen. Çok farklı yerden iki arkadaştık. Kafa yapılarımız da farklıydı. O Maksim Gorki gerçekçiliğinden yanayken ben Kafka sürrealizmini savunuyordum. Ama ikimizin de yüreğinde temiz düşüncelerimiz vardı. Niğde Hapishanesi'nden çıktıktan sonra yine beraber olduk. İkinci filmimi onunla yaptım. Üçünüzü de Mıhlarım, arkasından Konyakçı Kabadayılar Kralı, arkasından Haracıma Dokunma ve sonra Sayılı Kabadayılar'ı yaptık. Ama ben bu filmleri sevmiyordum.<br />
<br />
Neden sevmediniz o filmleri?<br />
<br />
Basit, Amerikan taklidi filmlerdi. Ben edebiyatçı olmak istiyordum. İnsanlarla iyi ilişkiler kurmak istiyorum. Ama bu filmler içerisinde basit ilişkileri barındırıyordu. Yılmaz hepsinin içerisinde salyangozlara karşı mücadeleler veren bir adamı oynardı. Hep ezikti, hep halktan yanaydı. Biz Yılmaz'la daha sonra kendimizi çok geliştirdik.<br />
<br />
BİR DAHA KESİNLİKLE ALTIN PORTAKAL'A JÜRİ OLMAM<br />
<br />
Altın Portakal bol olaylı bir festival. Bu festivalin jüri başkanı olmak konusunda tereddüt yaşadınız mı?<br />
<br />
Valla önce pek istemedim kabul etmeyi. Çünkü spekülasyonlar yaşanacağını tahmin edebiliyordum. Kimse beğenmeyecek, laf edecekler. Olsun varsın dedim ve kabul ettim. Bana jüri başkanlığı verdiler bu onur verici bir şey. Sonra jüri üyeleri o kadar tatlı insanlardı ki, çok güzel beraberlik kurduk.<br />
<br />
Altın Portakal'ın jürisindeydiniz bu sene. Nasıl var mı Türk sinemasında bir gelişme?<br />
<br />
Türk sineması hala oturamadı ki. Türk sineması dediğiniz şey Yeşilçam. Yeşilçam ise zavallı, batı taklidi bir sinemaydı. Bugünün sineması ise arama çağında, kendisini arıyor. Neler var derseniz. Bir Zeki Demirkubuz'un Kader'i var ki benim için büyük bir film. Serdar Akar'ın Gemide'si var mesela. Bütün bunların içerisinden süzülüp gelen bir başka sinema çıkacak ortaya. Umut olmazsa olmaz.<br />
<br />
Ben Hopkins bir yabancı. Ve filmin senaryosu da kendisine ait. Türkiye'de yapılan ulusal bir film festivalinde bir İngiliz'in yazdığı senaryo nasıl yarışabilir ve yetmez yine nasıl ödül alabilir?<br />
<br />
Oraya festivale katıldıysa, izin verildiyse elbette güzelse kazanır. Neden festivale katılmasına müsaade edilmesin ki. Gelmiş, Türkiye'de çekmiş işte. Eğer bu durumdan şikayetçi isen illa Türk olacak diye bir şart koyarsın, festivale almazsın. Mesela İngiltere dili İngilizce olmayan bir filmi kabul etmiyor.<br />
<br />
Altın Portakal sadece filmler üzerine konuşmak varken spekülasyonlarla gündeme gelen bir festival oldu. Ne diyorsunuz?<br />
<br />
Bu magazin basınının yaptığı bir olaydır. Hiç kimse uluslararası yarışmadan bahsetmiyor. Orada da önemli bir jüri var. Fakat magazin basını spekülasyon yaratma derdinde. Her jürinin fikri ve kararı farklı olacaktır dedim ta başından. Farklı düşünceler, olmasa farklı isimlere kucak açılmasa ve hayatın her alanında farklı düşünceler olmasa dünya çok zavallı olur.<br />
<br />
Rol seçimlerinde de sancılı dönemlerden geçiyorsunuz o zaman?<br />
<br />
Tabi kabul etmem bazen. Yapamayacağım derim. İyi yazıldıysa eğer her rolü oynarım. İnsanı anlatabiliyorsa bir senaryo kabul ederim. Ama artık ben klişe bir köy ağası, klişe bir şehirli ya da köylü oynamak istemiyorum. Bir rolü başarıyla canlandırınca aynısından bir daha yazıyorlar senin için. Yazmayın oynayamam diyorum. Bana gel Sürü'yü tekrar oyna deseler oynayamam. İnsan.. Eti, kemiği olan, düşünen, hastalıkları olan..Bana bu lazım.<br />
<br />
İstanbul'la ilgili bir sinema filmi çekseniz hangi semtte yapardınız çekimleri?<br />
<br />
Yapamayacağım artık ama. Eğer yapmış olsam Arnavutköy ile Etiler arasıydı eskiden. Şimdi film çekecek olsam çok az tanıdığım Ümraniye ve Gaziosmanpaşa'yı çekerim. Çünkü oraların ne romanı ne şiiri yazıldı. Hep mutlu İstanbul'u değil de o semtlerde yaşanan acıları çekmek isterdim.<br />
<br />
İstanbul'da en çok hangi mekana gidersiniz?<br />
<br />
Kalmadı artık.Eskiden Rumeli Hisarı, Artnavutköy, Asmalımescit, Galata'ydı benim mekanım. Ben artık Edremit'in bir köyünde yaşıyorum. Ben köylüyüm. Köylü olmayı da çok sevdim. Ama herhangi bir köylü değilim. Tuncel Kurtiz olarak köylüyüm. Ne onlar bana kendilerini tam olarak anlatırlar ne de ben onlara kendimi açıklarım. Birbirimize bakarak anlayış içinde yaşıyoruz.<br />
<br />
Kötü bir öğrenci iyi bir kantin kuşuydum<br />
<br />
Tuncel Kurtiz şimdi başarılı bir oyuncu. Küçükken hayaliniz neydi?<br />
<br />
Oyuncu olmak gibi bir hayalim yoktu benim. Ben yazar olmak istiyordum. Ölmeden başarabilirsem eğer hala da yazar olmak istiyorum. Bir gün İstanbul Edebiyat Fakültesi'nde bir hikayemi okuyordum. Birden bir delikanlı geldi matine sonunda. Federasyon Tiyatrosu'nda bir oyuna davet edildim. Aktör olmak gibi bir niyetim yokken gittik birkaç prova yaptık. Beş Bin oyununu da çevirdim. Öylece başladım. Hukuk bitti, filoloji bitti, felsefe bitti kendimi tiyatronun içerisinde buldum.<br />
<br />
Hukuk, filoloji derken oyunculuğa sıra geldi. Aileniz ne dedi bu işe?<br />
<br />
Önce beğenmediler tabi. Ama şu noktaya açıklık getirelim ben hiçbir üniversiteyi bitirmedim. Hep kantinde kitaplarımla başbaşaydım. Hocalarla arkadaş oldum ama okulların hiçbiri bitmedi. Hep bitirdi diye yazıyorlar delireceğim. Kötü bir talebeydim, iyi bir kantin kuşuydum. Tiyatroda koşturdum, güzel yaşadım. Dayım &#8220;Git seyret oynamak niye&#8221; dedi. Ama babam Teneke'yi oynarken geldi ve alkışladı. 1970'lerde babam başıma gelecekler için endişelendi durdu.<br />
<br />
15.11.2008]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[memleketinizin neyi meşhur]]></title>
			<link>http://www.aykutkuskaya.biz/showthread.php?tid=822</link>
			<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:23:44 +0200</pubDate>
			<dc:creator>hüsna</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://www.aykutkuskaya.biz/showthread.php?tid=822</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;">malum Kahramanlığı ile meşhurdur maraş  en başta  vee...</span><br />
<br />
<img src="http://img134.imageshack.us/img134/3209/dondurma0ecef5.jpg" border="0" alt="[Resim: dondurma0ecef5.jpg&#93;" /><img src="http://www.kentmaras.com/makale/marasdond.jpg" border="0" alt="[Resim: marasdond.jpg&#93;" /><br />
<span style="font-weight: bold;">canınız çekmesin heee<img src="http://www.aykutkuskaya.biz/images/smilies/smile.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Smile" title="Smile" /></span><br />
<br />
<img src="http://www.elbistantso.org.tr/images/ceyhan_nehri.jpg" border="0" alt="[Resim: ceyhan_nehri.jpg&#93;" /><br />
<span style="font-weight: bold;">k.Maraş- elbistan ceyhan nehri</span><br />
<br />
<img src="http://www.2023bilgitoplumu.com/resimler/ahsap(kapi-pano2)site.jpg" border="0" alt="[Resim: ahsap(kapi-pano2)site.jpg&#93;" /><br />
<span style="font-weight: bold;">ahşap oymacılığı</span><br />
<br />
<img src="http://www.gap.gov.tr/Turkish/Ggbilgi/iller-foto/gantep/ga1.jpg" border="0" alt="[Resim: ga1.jpg&#93;" /><br />
<span style="font-weight: bold;">bakır işlemeciliği</span><br />
<br />
<img src="http://www.turkiye-resimleri.com/data/media/50/tarhana.jpg" border="0" alt="[Resim: tarhana.jpg&#93;" /><br />
<span style="font-weight: bold;">toz tarhanadan farklı ilginç bi tarhanadır ...baharatlısı  cips gibi cıtır cıtır</span><img src="http://www.aykutkuskaya.biz/images/smilies/biggrin.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Big Grin" title="Big Grin" /><br />
<span style="font-weight: bold;">ayrıca Kırmızı pul biberi (biz acıyı severiz hem tat olarak hem duygu  olarak )<br />
içli köftesi meşhurdur</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;">malum Kahramanlığı ile meşhurdur maraş  en başta  vee...</span><br />
<br />
<img src="http://img134.imageshack.us/img134/3209/dondurma0ecef5.jpg" border="0" alt="[Resim: dondurma0ecef5.jpg]" /><img src="http://www.kentmaras.com/makale/marasdond.jpg" border="0" alt="[Resim: marasdond.jpg]" /><br />
<span style="font-weight: bold;">canınız çekmesin heee<img src="http://www.aykutkuskaya.biz/images/smilies/smile.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Smile" title="Smile" /></span><br />
<br />
<img src="http://www.elbistantso.org.tr/images/ceyhan_nehri.jpg" border="0" alt="[Resim: ceyhan_nehri.jpg]" /><br />
<span style="font-weight: bold;">k.Maraş- elbistan ceyhan nehri</span><br />
<br />
<img src="http://www.2023bilgitoplumu.com/resimler/ahsap(kapi-pano2)site.jpg" border="0" alt="[Resim: ahsap(kapi-pano2)site.jpg]" /><br />
<span style="font-weight: bold;">ahşap oymacılığı</span><br />
<br />
<img src="http://www.gap.gov.tr/Turkish/Ggbilgi/iller-foto/gantep/ga1.jpg" border="0" alt="[Resim: ga1.jpg]" /><br />
<span style="font-weight: bold;">bakır işlemeciliği</span><br />
<br />
<img src="http://www.turkiye-resimleri.com/data/media/50/tarhana.jpg" border="0" alt="[Resim: tarhana.jpg]" /><br />
<span style="font-weight: bold;">toz tarhanadan farklı ilginç bi tarhanadır ...baharatlısı  cips gibi cıtır cıtır</span><img src="http://www.aykutkuskaya.biz/images/smilies/biggrin.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Big Grin" title="Big Grin" /><br />
<span style="font-weight: bold;">ayrıca Kırmızı pul biberi (biz acıyı severiz hem tat olarak hem duygu  olarak )<br />
içli köftesi meşhurdur</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Grip Olmak İstemiyorum!!]]></title>
			<link>http://www.aykutkuskaya.biz/showthread.php?tid=821</link>
			<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 00:37:36 +0200</pubDate>
			<dc:creator>ışık süvarisi</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://www.aykutkuskaya.biz/showthread.php?tid=821</guid>
			<description><![CDATA[Hava sıcaklıkları gün geçtikçe düşüp kışa biraz daha yaklaşırken hava değişim ve soğuk hava yakalanabileceğiniz girbin de habercisi niteliğinde. <br />
<br />
Göğüs hastalıkları uzmanları, soğuk algınlığına yakalanmamak için hasta kişilerle temas sonrası ellerin yıkanması, fark edilmeden alınabilecek virüslerin bulaştırılmaması için parmakların burun ve gözlerden uzak tutulması gerektiğini bildirdi. <br />
<br />
Kış aylarında havanın soğuması, hava kirliliğinin artması, toplu ve sıkışık ortamlarda yaşanılması ve özellikle çocukların maruz kaldığı soğuk algınlığının sürekli bulaşması sonucunda hastalık oranının da arttığını anlatan Prof. Dr. Tabak, farklı özelliklere sahip kış hastalıklarının her birinin tedavisinin farklı olduğunu, önlem alınmadığı takdirde bu hastalıklardan bazılarının ölümcül olabildiğini kaydetti. <br />
<br />
Prof. Dr. Tabak, burun akıntısı, hapşırık, tat ve koku alma duyularında azalma, boğazda gıcık hissi, öksürük, bebeklerde ve çocuklarda sıklıkla ateş ve sigara kullananlarda yakınmalarla baş gösteren soğuk algınlığının tedavisinde kafein içeren kahve, çay veya kolalı ve alkollü içecekler ile sigara kullanımından kaçınılması uyarısında bulundu. <br />
<br />
Özellikle hastalığın ilk birkaç günü soğuk algınlığı olan kişilerden uzak durulmasını öneren Prof. Dr. Tabak, "Banyoda sağlıklı kişiler için ikinci bir havlu bulundurulmalıdır. Sinüslerinizin kurumaması için yaşanılan ortamın nemine dikkat edilmelidir" dedi. <br />
<br />
Prof. Dr. Tabak, soğuk algınlığından korunmaya yönelik henüz bir aşı geliştirilmediğini, pek çok soğuk algınlığı tipi için tek bir aşı geliştirmeye yönelik çalışmalar yapıldığını kaydetti. <br />
<br />
Soğuk algınlığı geçiren kişinin öksürme veya hapşırma sırasında ağız ve burnunu mendille kapatması ve ellerin yıkanması uyarısında bulunan Prof. Dr. Tabak, soğuk algınlığı yakınmalarında çok şiddetli yüksek ateş, kulak ağrısı, şiddetlenen öksürük ile kronik akciğer hastalığında alevlenme gibi etkiler görülüyorsa doktora danışılması gerektiğini vurguladı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Hava sıcaklıkları gün geçtikçe düşüp kışa biraz daha yaklaşırken hava değişim ve soğuk hava yakalanabileceğiniz girbin de habercisi niteliğinde. <br />
<br />
Göğüs hastalıkları uzmanları, soğuk algınlığına yakalanmamak için hasta kişilerle temas sonrası ellerin yıkanması, fark edilmeden alınabilecek virüslerin bulaştırılmaması için parmakların burun ve gözlerden uzak tutulması gerektiğini bildirdi. <br />
<br />
Kış aylarında havanın soğuması, hava kirliliğinin artması, toplu ve sıkışık ortamlarda yaşanılması ve özellikle çocukların maruz kaldığı soğuk algınlığının sürekli bulaşması sonucunda hastalık oranının da arttığını anlatan Prof. Dr. Tabak, farklı özelliklere sahip kış hastalıklarının her birinin tedavisinin farklı olduğunu, önlem alınmadığı takdirde bu hastalıklardan bazılarının ölümcül olabildiğini kaydetti. <br />
<br />
Prof. Dr. Tabak, burun akıntısı, hapşırık, tat ve koku alma duyularında azalma, boğazda gıcık hissi, öksürük, bebeklerde ve çocuklarda sıklıkla ateş ve sigara kullananlarda yakınmalarla baş gösteren soğuk algınlığının tedavisinde kafein içeren kahve, çay veya kolalı ve alkollü içecekler ile sigara kullanımından kaçınılması uyarısında bulundu. <br />
<br />
Özellikle hastalığın ilk birkaç günü soğuk algınlığı olan kişilerden uzak durulmasını öneren Prof. Dr. Tabak, "Banyoda sağlıklı kişiler için ikinci bir havlu bulundurulmalıdır. Sinüslerinizin kurumaması için yaşanılan ortamın nemine dikkat edilmelidir" dedi. <br />
<br />
Prof. Dr. Tabak, soğuk algınlığından korunmaya yönelik henüz bir aşı geliştirilmediğini, pek çok soğuk algınlığı tipi için tek bir aşı geliştirmeye yönelik çalışmalar yapıldığını kaydetti. <br />
<br />
Soğuk algınlığı geçiren kişinin öksürme veya hapşırma sırasında ağız ve burnunu mendille kapatması ve ellerin yıkanması uyarısında bulunan Prof. Dr. Tabak, soğuk algınlığı yakınmalarında çok şiddetli yüksek ateş, kulak ağrısı, şiddetlenen öksürük ile kronik akciğer hastalığında alevlenme gibi etkiler görülüyorsa doktora danışılması gerektiğini vurguladı.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Nasıl Yaşamalı?]]></title>
			<link>http://www.aykutkuskaya.biz/showthread.php?tid=820</link>
			<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 00:02:12 +0200</pubDate>
			<dc:creator>seçil bahar</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://www.aykutkuskaya.biz/showthread.php?tid=820</guid>
			<description><![CDATA[Selam arkadaşlar.<br />
sohbet bölümümüzün ikinci tartışma konusunu ilan etmek istiyorum<img src="http://www.aykutkuskaya.biz/images/smilies/smile.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Smile" title="Smile" /><br />
         NASIL YAŞAMALI???]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Selam arkadaşlar.<br />
sohbet bölümümüzün ikinci tartışma konusunu ilan etmek istiyorum<img src="http://www.aykutkuskaya.biz/images/smilies/smile.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Smile" title="Smile" /><br />
         NASIL YAŞAMALI???]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Donmuş Fareden Kopya Fare]]></title>
			<link>http://www.aykutkuskaya.biz/showthread.php?tid=819</link>
			<pubDate>Tue, 18 Nov 2008 23:47:46 +0200</pubDate>
			<dc:creator>ışık süvarisi</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://www.aykutkuskaya.biz/showthread.php?tid=819</guid>
			<description><![CDATA[Japon bilim adamları, 16 yıldır donmuş halde bulunan fareyi kopyalamayı başardı. Kopyalamada klasik hücre çekirdeği transfer yöntemi kullanıldı.<br />
<br />
Japonya&#8217;nın Yokohama kentindeki RIKEN araştırma enstitüsüne bağlı Gelişimsel biyoloji Merkezi&#8217;nden fare kopyalama uzmanı Teruhiko Wakayama ve meslektaşları, farenin hücre zarları, donmadan ötürü çatlamış olduğu halde hayvanı kopyaladı.<br />
<br />
Wakayama&#8217;nın ekibi, kopya farelerin oluşturulması için klasik hücre çekirdeği transfer yöntemini kullandı. Yumurta hücresinden hücre çekirdeği çıkarıldı ve yumurtaya bunun yerine, kopyası yetiştirilecek olan donmuş hayvanın normal bir hücresinden hücre çekirdeği alınarak yerleştirildi. Ardından doğru biçimde kimyasal ve elektriksel tetikleme yapılarak, yumurta hücresinin, tıpkı bir sperm hücresiyle döllenmiş gibi bölünerek çoğalmaya başlaması sağlandı.<br />
<br />
Çalışmalarını, &#8220;Proceedings of the National Academy of Sciences&#8221; adlı bilimsel dergide kaleme alan araştırmacılar, hücre çekirdeği transfer tekniklerinin, hayvanların yeniden canlandırılmasında kullanılabileceğini belirttiler. Makalede, bu tekniğin ayrıca, genetik stoklar oluşturularak korunması gereken türlere ait genetik bilgilerin sonraki kuşaklara aktarılmasını sağlayacağı belirtildi.<br />
<br />
Araştırmacılar tekniğin, organizma parçalarının dondurularak uzun süreler saklanması yoluyla, değerli genetik stokların oluşturulabilmesine ve ileride gerekli olduğunda kullanılabilmesine imkan sağladığının altını çizdi.<br />
<br />
Araştırmacılar makalelerinde, &#8220;hücre çekirdeği transferi yöntemi bizlere, türü tükenme tehlikesi altında olan memelileri koruma imkanı sağlıyor&#8221; şeklinde yazdı.<br />
<br />
MAMUT YENİDEN ORTAYA ÇIKARILABİLECEK Mİ?<br />
Ancak araştırmacılar, soyu tükenmiş hayvanların yeniden yaratılmasının, bunlara ait canlı ve genetiği deforme olmamış hücrelere ulaşılmadığı sürece mümkün olmadığını da belirttiler.<br />
<br />
Araştırmacılar şu ifadeyi kullandı:<br />
<br />
&#8220;Donmuş durumda elde edilebilen, mamut gibi türü tükenmiş hayvanların canlı hücreleri elde edilemeyeceği için ve geriye kalan genetik maddeler deforme olmuş olacağı için, kopyalanarak yeniden canlandırılmaları, uygulanabilir değildir.&#8221;<br />
<br />
Rus bilim adamları Sibirya&#8217;da, 40.000 yıl önce donarak ölmüş bir mamut kalıntısı bulmuşlardı. Wakayama&#8217;nın ekibi, bu tür kalıntılardan klonlama yapmanın kullanılabilir hücre çekirdeği bulunmasına bağlı olduğunu vurguladılar.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Japon bilim adamları, 16 yıldır donmuş halde bulunan fareyi kopyalamayı başardı. Kopyalamada klasik hücre çekirdeği transfer yöntemi kullanıldı.<br />
<br />
Japonya&#8217;nın Yokohama kentindeki RIKEN araştırma enstitüsüne bağlı Gelişimsel biyoloji Merkezi&#8217;nden fare kopyalama uzmanı Teruhiko Wakayama ve meslektaşları, farenin hücre zarları, donmadan ötürü çatlamış olduğu halde hayvanı kopyaladı.<br />
<br />
Wakayama&#8217;nın ekibi, kopya farelerin oluşturulması için klasik hücre çekirdeği transfer yöntemini kullandı. Yumurta hücresinden hücre çekirdeği çıkarıldı ve yumurtaya bunun yerine, kopyası yetiştirilecek olan donmuş hayvanın normal bir hücresinden hücre çekirdeği alınarak yerleştirildi. Ardından doğru biçimde kimyasal ve elektriksel tetikleme yapılarak, yumurta hücresinin, tıpkı bir sperm hücresiyle döllenmiş gibi bölünerek çoğalmaya başlaması sağlandı.<br />
<br />
Çalışmalarını, &#8220;Proceedings of the National Academy of Sciences&#8221; adlı bilimsel dergide kaleme alan araştırmacılar, hücre çekirdeği transfer tekniklerinin, hayvanların yeniden canlandırılmasında kullanılabileceğini belirttiler. Makalede, bu tekniğin ayrıca, genetik stoklar oluşturularak korunması gereken türlere ait genetik bilgilerin sonraki kuşaklara aktarılmasını sağlayacağı belirtildi.<br />
<br />
Araştırmacılar tekniğin, organizma parçalarının dondurularak uzun süreler saklanması yoluyla, değerli genetik stokların oluşturulabilmesine ve ileride gerekli olduğunda kullanılabilmesine imkan sağladığının altını çizdi.<br />
<br />
Araştırmacılar makalelerinde, &#8220;hücre çekirdeği transferi yöntemi bizlere, türü tükenme tehlikesi altında olan memelileri koruma imkanı sağlıyor&#8221; şeklinde yazdı.<br />
<br />
MAMUT YENİDEN ORTAYA ÇIKARILABİLECEK Mİ?<br />
Ancak araştırmacılar, soyu tükenmiş hayvanların yeniden yaratılmasının, bunlara ait canlı ve genetiği deforme olmamış hücrelere ulaşılmadığı sürece mümkün olmadığını da belirttiler.<br />
<br />
Araştırmacılar şu ifadeyi kullandı:<br />
<br />
&#8220;Donmuş durumda elde edilebilen, mamut gibi türü tükenmiş hayvanların canlı hücreleri elde edilemeyeceği için ve geriye kalan genetik maddeler deforme olmuş olacağı için, kopyalanarak yeniden canlandırılmaları, uygulanabilir değildir.&#8221;<br />
<br />
Rus bilim adamları Sibirya&#8217;da, 40.000 yıl önce donarak ölmüş bir mamut kalıntısı bulmuşlardı. Wakayama&#8217;nın ekibi, bu tür kalıntılardan klonlama yapmanın kullanılabilir hücre çekirdeği bulunmasına bağlı olduğunu vurguladılar.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Yaprak Üstüne Hat]]></title>
			<link>http://www.aykutkuskaya.biz/showthread.php?tid=818</link>
			<pubDate>Tue, 18 Nov 2008 20:32:58 +0200</pubDate>
			<dc:creator>yasin</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://www.aykutkuskaya.biz/showthread.php?tid=818</guid>
			<description><![CDATA[<img src="http://img401.imageshack.us/img401/1044/yapraklarnikincibahar2has8.jpg" border="0" alt="[Resim: yapraklarnikincibahar2has8.jpg&#93;" /><br />
<img src="http://img401.imageshack.us/img401/5374/yapraklarnikincibahar3wsj5.jpg" border="0" alt="[Resim: yapraklarnikincibahar3wsj5.jpg&#93;" /><br />
<img src="http://img512.imageshack.us/img512/1081/yapraklarnikincibahar5dnt3.jpg" border="0" alt="[Resim: yapraklarnikincibahar5dnt3.jpg&#93;" /><br />
<img src="http://img65.imageshack.us/img65/7506/yapraklarnikincibahar6nhh2.jpg" border="0" alt="[Resim: yapraklarnikincibahar6nhh2.jpg&#93;" /><br />
<img src="http://img512.imageshack.us/img512/6712/yapraklarnikincibahar8gii8.jpg" border="0" alt="[Resim: yapraklarnikincibahar8gii8.jpg&#93;" /><br />
<img src="http://img401.imageshack.us/img401/9794/yapraklarnikinicibahar7qz7.jpg" border="0" alt="[Resim: yapraklarnikinicibahar7qz7.jpg&#93;" /><br />
<img src="http://img512.imageshack.us/img512/3213/yapraklarnikinicibahar9bv2.jpg" border="0" alt="[Resim: yapraklarnikinicibahar9bv2.jpg&#93;" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="http://img401.imageshack.us/img401/1044/yapraklarnikincibahar2has8.jpg" border="0" alt="[Resim: yapraklarnikincibahar2has8.jpg]" /><br />
<img src="http://img401.imageshack.us/img401/5374/yapraklarnikincibahar3wsj5.jpg" border="0" alt="[Resim: yapraklarnikincibahar3wsj5.jpg]" /><br />
<img src="http://img512.imageshack.us/img512/1081/yapraklarnikincibahar5dnt3.jpg" border="0" alt="[Resim: yapraklarnikincibahar5dnt3.jpg]" /><br />
<img src="http://img65.imageshack.us/img65/7506/yapraklarnikincibahar6nhh2.jpg" border="0" alt="[Resim: yapraklarnikincibahar6nhh2.jpg]" /><br />
<img src="http://img512.imageshack.us/img512/6712/yapraklarnikincibahar8gii8.jpg" border="0" alt="[Resim: yapraklarnikincibahar8gii8.jpg]" /><br />
<img src="http://img401.imageshack.us/img401/9794/yapraklarnikinicibahar7qz7.jpg" border="0" alt="[Resim: yapraklarnikinicibahar7qz7.jpg]" /><br />
<img src="http://img512.imageshack.us/img512/3213/yapraklarnikinicibahar9bv2.jpg" border="0" alt="[Resim: yapraklarnikinicibahar9bv2.jpg]" />]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Niçin Ağlarsın Bülbül?..]]></title>
			<link>http://www.aykutkuskaya.biz/showthread.php?tid=817</link>
			<pubDate>Tue, 18 Nov 2008 17:13:54 +0200</pubDate>
			<dc:creator>Nîmet</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://www.aykutkuskaya.biz/showthread.php?tid=817</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-family: Tahoma;"><div style="text-align: center;"><span style="font-weight: bold;"><br />
<img src="http://img381.imageshack.us/img381/5689/76353519cf3.jpg" border="0" alt="[Resim: 76353519cf3.jpg&#93;" /><br />
<br />
<br />
Sen burda garip mi geldin<br />
Niçin ağlarsın bülbül hey<br />
Yorulup iz mi yanıldın<br />
Niçin ağlarsın bülbül hey <br />
<br />
Karlı dağlardan mı aştın<br />
Derin irmekler mı geçtin<br />
Yarinden ayrı mı düştün<br />
Niçin ağlarsın bülbül hey<br />
<br />
Hey, ne yavuz inilersin<br />
Benim derdim yenilersin<br />
Dostu görmek mi dilersin<br />
Niçin ağlarsın bülbül hey<br />
<br />
Kal'ali şehir mi yıkıldı<br />
Ya nam-u arin mi kaldı<br />
Gurbette yarin mi kaldı<br />
Niçin ağlarsın bülbül hey<br />
<br />
Gülistanlarda yaylarsın<br />
Taze gülleri yiylarsın<br />
Yavlak zarilik eylersin<br />
Niçin ağlarsın bülbül hey<br />
<br />
Uykudan gözüm uyandı<br />
Uyandı kana boyandı<br />
Yandı sol yüreğim yandı<br />
Niçin ağlarsın bülbül hey<br />
<br />
Ne oldu şu Yunus'a noldu<br />
Askın deryasına daldı<br />
Yine baharistan oldu<br />
Niçin ağlarsın bülbül hey<br />
<br />
<br />
<span style="font-style: italic;">Yunus Emre </span></span></div></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-family: Tahoma;"><div style="text-align: center;"><span style="font-weight: bold;"><br />
<img src="http://img381.imageshack.us/img381/5689/76353519cf3.jpg" border="0" alt="[Resim: 76353519cf3.jpg]" /><br />
<br />
<br />
Sen burda garip mi geldin<br />
Niçin ağlarsın bülbül hey<br />
Yorulup iz mi yanıldın<br />
Niçin ağlarsın bülbül hey <br />
<br />
Karlı dağlardan mı aştın<br />
Derin irmekler mı geçtin<br />
Yarinden ayrı mı düştün<br />
Niçin ağlarsın bülbül hey<br />
<br />
Hey, ne yavuz inilersin<br />
Benim derdim yenilersin<br />
Dostu görmek mi dilersin<br />
Niçin ağlarsın bülbül hey<br />
<br />
Kal'ali şehir mi yıkıldı<br />
Ya nam-u arin mi kaldı<br />
Gurbette yarin mi kaldı<br />
Niçin ağlarsın bülbül hey<br />
<br />
Gülistanlarda yaylarsın<br />
Taze gülleri yiylarsın<br />
Yavlak zarilik eylersin<br />
Niçin ağlarsın bülbül hey<br />
<br />
Uykudan gözüm uyandı<br />
Uyandı kana boyandı<br />
Yandı sol yüreğim yandı<br />
Niçin ağlarsın bülbül hey<br />
<br />
Ne oldu şu Yunus'a noldu<br />
Askın deryasına daldı<br />
Yine baharistan oldu<br />
Niçin ağlarsın bülbül hey<br />
<br />
<br />
<span style="font-style: italic;">Yunus Emre </span></span></div></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[son buluşma filmi sinemalarda]]></title>
			<link>http://www.aykutkuskaya.biz/showthread.php?tid=816</link>
			<pubDate>Tue, 18 Nov 2008 12:33:28 +0200</pubDate>
			<dc:creator>hüsna</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://www.aykutkuskaya.biz/showthread.php?tid=816</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;">Yönetmen</span> Nesli Çölgeçen <br />
<span style="font-weight: bold;">Senaryo </span>Nesli Çölgeçen <br />
<span style="font-weight: bold;">Oyuncular </span>Ömer Küyük, Veysel Turan, Yakup Satar <br />
<span style="font-weight: bold;">Filmin Türü</span>  Belgesel  <br />
<span style="font-weight: bold;">Orijinal Adı </span>Son Buluşma <br />
<span style="font-weight: bold;">Yapımcı Firma </span>Plan Prodüksiyon  <br />
<span style="font-weight: bold;">Yapım Yılı </span>2007 <br />
<span style="font-weight: bold;">Yapım Ülkesi </span>Türkiye <br />
<span style="font-weight: bold;">Orijinal Dili </span>Türkçe    <br />
<span style="font-weight: bold;">Dağıtıcı Firma </span>Chantier Films <br />
<span style="font-weight: bold;">Vizyon Tarihi  </span>14.11.2008 <br />
<div style="text-align: center;"><img src="http://i.milliyet.com.tr/HaberAnaResmi/2008/11/13/fft17_mf133311.Jpeg" border="0" alt="[Resim: fft17_mf133311.Jpeg&#93;" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Son Buluşma Filminin Konusu</span><br />
Filmde Kurtuluş Savaşı&#8217;nın son tanıkları, Gazi Ömer Küyük, Gazi Yakup Satar ve Gazi Veysel Turan&#8217;ın günlük yaşamları ve savaş yıllarına dair anıları gözler önüne seriliyor. <br />
<br />
Ömer Dede, önce Anıtkabir&#8217;i, ardından son kalan diğer iki gazi, Yakup Satar ve Veysel Turan&#8217;ı ziyaret ediyor, anılarını paylaşıp birbirleriyle helâlleşiyorlar. <br />
  </div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;">Yönetmen</span> Nesli Çölgeçen <br />
<span style="font-weight: bold;">Senaryo </span>Nesli Çölgeçen <br />
<span style="font-weight: bold;">Oyuncular </span>Ömer Küyük, Veysel Turan, Yakup Satar <br />
<span style="font-weight: bold;">Filmin Türü</span>  Belgesel  <br />
<span style="font-weight: bold;">Orijinal Adı </span>Son Buluşma <br />
<span style="font-weight: bold;">Yapımcı Firma </span>Plan Prodüksiyon  <br />
<span style="font-weight: bold;">Yapım Yılı </span>2007 <br />
<span style="font-weight: bold;">Yapım Ülkesi </span>Türkiye <br />
<span style="font-weight: bold;">Orijinal Dili </span>Türkçe    <br />
<span style="font-weight: bold;">Dağıtıcı Firma </span>Chantier Films <br />
<span style="font-weight: bold;">Vizyon Tarihi  </span>14.11.2008 <br />
<div style="text-align: center;"><img src="http://i.milliyet.com.tr/HaberAnaResmi/2008/11/13/fft17_mf133311.Jpeg" border="0" alt="[Resim: fft17_mf133311.Jpeg]" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Son Buluşma Filminin Konusu</span><br />
Filmde Kurtuluş Savaşı&#8217;nın son tanıkları, Gazi Ömer Küyük, Gazi Yakup Satar ve Gazi Veysel Turan&#8217;ın günlük yaşamları ve savaş yıllarına dair anıları gözler önüne seriliyor. <br />
<br />
Ömer Dede, önce Anıtkabir&#8217;i, ardından son kalan diğer iki gazi, Yakup Satar ve Veysel Turan&#8217;ı ziyaret ediyor, anılarını paylaşıp birbirleriyle helâlleşiyorlar. <br />
  </div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[marmara fm Alper'le müzik defteri]]></title>
			<link>http://www.aykutkuskaya.biz/showthread.php?tid=815</link>
			<pubDate>Tue, 18 Nov 2008 11:41:39 +0200</pubDate>
			<dc:creator>hüsna</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://www.aykutkuskaya.biz/showthread.php?tid=815</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;"><span style="font-weight: bold;"><span style="color: #000080;">Alper'le Müzik Defteri<br />
Marmara Fm <br />
p.Tesi,çarşamba,cuma<br />
saat=23:00-01:00</span></span><br />
<img src="http://img.blogcu.com/uploads/tugbakbeyinan_alper2.jpg" border="0" alt="[Resim: tugbakbeyinan_alper2.jpg&#93;" /></div>
<br />
<div style="text-align: center;"><span style="font-weight: bold;"><a href="http://www.radyolar.org/marmara_fm.asp" target="_blank">marmara fm'i dinlemek için</a></span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;"><span style="font-weight: bold;"><span style="color: #000080;">Alper'le Müzik Defteri<br />
Marmara Fm <br />
p.Tesi,çarşamba,cuma<br />
saat=23:00-01:00</span></span><br />
<img src="http://img.blogcu.com/uploads/tugbakbeyinan_alper2.jpg" border="0" alt="[Resim: tugbakbeyinan_alper2.jpg]" /></div>
<br />
<div style="text-align: center;"><span style="font-weight: bold;"><a href="http://www.radyolar.org/marmara_fm.asp" target="_blank">marmara fm'i dinlemek için</a></span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[adnan oktar.www.harun yahya.org]]></title>
			<link>http://www.aykutkuskaya.biz/showthread.php?tid=814</link>
			<pubDate>Tue, 18 Nov 2008 10:53:32 +0200</pubDate>
			<dc:creator>hüsna</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://www.aykutkuskaya.biz/showthread.php?tid=814</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;"><span style="font-weight: bold;"><span style="color: #FF0000;">Darwin teorisi,evrenin sırları ve birçok şey hakkında öğrenmek istedikleriniz için</span><br />
</span><a href="http://www.harunyahya.org/" target="_blank"><span style="font-weight: bold;">www.harun yahya.org</a></span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;"><span style="font-weight: bold;"><span style="color: #FF0000;">Darwin teorisi,evrenin sırları ve birçok şey hakkında öğrenmek istedikleriniz için</span><br />
</span><a href="http://www.harunyahya.org/" target="_blank"><span style="font-weight: bold;">www.harun yahya.org</a></span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Selâm, Gözümün Görmediği..]]></title>
			<link>http://www.aykutkuskaya.biz/showthread.php?tid=813</link>
			<pubDate>Mon, 17 Nov 2008 22:18:20 +0200</pubDate>
			<dc:creator>Nîmet</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://www.aykutkuskaya.biz/showthread.php?tid=813</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;"><img src="http://img370.imageshack.us/img370/3051/dokunmabyfde7ws3.jpg" border="0" alt="[Resim: dokunmabyfde7ws3.jpg&#93;" /></div>
<br />
<br />
<div style="text-align: center;"><span style="font-family: Tahoma;"><span style="font-weight: bold;">Özlem olmasa ne anlamı kalırdı ki sevgilerin ? <br />
<br />
Ya da sevilenler olmasa özlem demir miydi yürekteki derin sevgiye?<br />
<br />
Gözden uzak olan gönüle yakındır bence .  <br />
<br />
Aslında göz gördüğüne inanır gönül ise gözün <br />
görmediklerine,uzaklarda da olsa hisseder varlığını...<br />
<br />
Selâm gözümün görmediği , gönlümün hissettiği güzel yüreğine...<br />
<br />
<br />
<span style="font-style: italic;">...Hayal Tamircim...</span></span></span></div>
<br />
<br />
<br />
<div style="text-align: center;"><span style="font-family: Tahoma;"><span style="font-weight: bold;">[alıntı&#93;</span></span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;"><img src="http://img370.imageshack.us/img370/3051/dokunmabyfde7ws3.jpg" border="0" alt="[Resim: dokunmabyfde7ws3.jpg]" /></div>
<br />
<br />
<div style="text-align: center;"><span style="font-family: Tahoma;"><span style="font-weight: bold;">Özlem olmasa ne anlamı kalırdı ki sevgilerin ? <br />
<br />
Ya da sevilenler olmasa özlem demir miydi yürekteki derin sevgiye?<br />
<br />
Gözden uzak olan gönüle yakındır bence .  <br />
<br />
Aslında göz gördüğüne inanır gönül ise gözün <br />
görmediklerine,uzaklarda da olsa hisseder varlığını...<br />
<br />
Selâm gözümün görmediği , gönlümün hissettiği güzel yüreğine...<br />
<br />
<br />
<span style="font-style: italic;">...Hayal Tamircim...</span></span></span></div>
<br />
<br />
<br />
<div style="text-align: center;"><span style="font-family: Tahoma;"><span style="font-weight: bold;">[alıntı]</span></span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Padişahın İşi Ne?..]]></title>
			<link>http://www.aykutkuskaya.biz/showthread.php?tid=812</link>
			<pubDate>Mon, 17 Nov 2008 21:22:41 +0200</pubDate>
			<dc:creator>Nîmet</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://www.aykutkuskaya.biz/showthread.php?tid=812</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;"><img src="http://img98.imageshack.us/img98/8937/12iiimurad7vqpb6.jpg" border="0" alt="[Resim: 12iiimurad7vqpb6.jpg&#93;" /></div>
<br />
<br />
<br />
<div style="text-align: center;"><span style="font-family: Tahoma;"><span style="font-weight: bold;">Sultan Murad Han o gün bir hoş"tur. Telaşeli görünür. Sanki bir şeyler söylemek ister sonra vazgeçer. Neşeli deseniz değil, üzüntülü deseniz hiç değil. <br />
<br />
Veziriazam Siyavuş Paşa sorar: <br />
<br />
- Hayrola efendim, canınızı sıkan bir şey mi var? <br />
<br />
-- Akşam garip bir rüya gördüm. <br />
<br />
- Hayırdır inşallah?.. <br />
<br />
-- Hayır mı şer mi öğreneceğiz. <br />
<br />
- Nasıl yani? <br />
<br />
-- Hazırlan, dışarı çıkıyoruz. <br />
<br />
Ve iki molla kılığında çıkarlar yola. Görünen o ki, padişah hâlâ gördügü rüyanın tesirindedir ve gideceği yeri iyi bilir. Seri, kararlı adımlarla Beyazıt'a çıkar, döner Vefa'ya, Zeyrek'ten aşağılara sallanır. Unkapanı civarında soluklanır. Etrafına daha birdikkatle bakınır. İşte tam o sırada yerde yatan bir ceset gözlerine batar, sorarlar; <br />
<br />
-- Kimdir bu? <br />
<br />
Ahali:<br />
- Aman hocam hiç bulaşma, derler. Ayyaşın meyhusun biri işte!.. <br />
<br />
-- Nerden biliyorsunuz? <br />
<br />
- Müsaade et de bilelim yani. Kırk yıllık komşumuz... Bir başkası tafsilata girer; <br />
<br />
- Biliyor musunuz, der. Aslında iyi sanatkârdır. Azaplar çarşısı'nda çalışır. Nalının hasını yapar... Ancak kazandıklarını içkiye, fuhuşa harcar. Hem şişe şişe şarap taşır evine, hem de nerde namlı mimli kadın varsa takar peşine.. Hele yaşlının biri çok öfkelidir. <br />
<br />
- isterseniz komşulara sorun, der. Sorun bakalım onu bir cemaatte gören olmuş mu?.. Hasılı, mahalleli döner ardını gider. Bizim tedbili kiyafet mollalar kalırlar mı ortada!.. <br />
Tam vezir de toparlanıyordur ki, padişah keser yolunu : <br />
<br />
-- Nereye? <br />
<br />
- Bilmem, bu adamdan uzak durmayı yeğlersiniz sanırım. <br />
<br />
-- Millet bu, çeker gider. Kimseye bir sey diyemem...Ama biz gidemeyiz, şöyle veya böyle tebamızdır. Defini tamamlamak gerek. <br />
<br />
- İyi ya, saraydan birkaç hoca yollar, kurtuluruz vebalden. <br />
<br />
-- Olmaz, rüyadaki hikmeti çözemedik daha. <br />
<br />
- Peki ne yapmamı emir buyurursunuz? <br />
<br />
-- Mollalığa devam... Naaşı kaldırmalıyız en azından. <br />
<br />
- Aman efendim, nasıl kaldırırız? <br />
<br />
-- Basbayağı kaldırırız işte. <br />
<br />
- Yapmayın, etmeyin sultanım, bunun yıkanması, paklanması var. Tekfini, telkini... <br />
<br />
-- Merak etme ben beceririm. Ama önce bir gasilhane bulmalıyız. <br />
<br />
- Şurada bir mahalle mescidi var ama... <br />
<br />
-- Olmaz, vefat eden sen olsaydın nereden kalkmak isterdin? <br />
<br />
- Ne bileyim, Ayasofya'dan, Süleymaniye'den, en azından Fatih Camii'nden... <br />
<br />
-- Ayasofya ile Süleymaniye'de devlet erkanı çoktur. Tanınmak istemem. Ama Fatih Camii'ni iyi dedin. Hadi yüklenelim... Ve gelirler camiye. Vezir sağa sola koşturur, kefen tabut bulur. Padişah bakır kazanları vurur ocağa... Usulü erkanınca bir güzel yıkarlar ki, naaş; ayan beyan güzelleşir sanki. Bir nurdur, aydınlanır alnında. Yüzü sâkilere benzemez. Hem manâlı bir tebessüm okunur dudaklarında. Padişahın kanı ısınmıştır bu adama, vezirin de keza... Mechul nalıncıyı kefenler, tabutlar, musalla taşına yatırırlar. Ama namaz vaktine bir hayli vardır daha... Bir ara vezir sıkıntılı sıkıntılı yaklaşır. <br />
<br />
- Sultanım, der. Yanlış yapıyoruz galiba... <br />
<br />
-- Nasıl yani?.. <br />
<br />
- Heyecana kapıldık, sorup soruşturmadan buraya getirdik cenazeyi. Kim bilir belki hanımı vardır, belki yetimleri?.. <br />
<br />
-- Doğru, öyle ya, neyse... Sen başını bekle, ben mahalleyi dolanıp geleyim. Vezir, cüzüne, tesbihine döner, padişah garip maceranın başladığı noktaya koşar. Nitekim sorar soruşturur. Nalıncının evini bulur. Kapıyı yaşlı bir kadın açar. Hadiseyi metanetle dinler. Sanki bu vefatı bekler gibidir. <br />
<br />
- Hakkını helal et evladım, der. Belli ki çok yorulmuşsun. Sonra eşiğe çöker, ellerini yumruk yapar, şakaklarına dayar... Ağlar mı? Hayır. Ama gözleri kısılır, hatıralara dalar belki. Neden sonra silkinip çıkar hayal dünyasından... <br />
<br />
- Biliyor musun oğlum? Diye dertli dertli söylenir... Bizim efendi bir âlemdi, vesselam... Akşamlara kadar nalın yapar... Ama birinin elinde şarap şişesi görmesin; elindekini avucundakini verir satın alırdı. Sonra getirip dökerdi helaya!.. <br />
<br />
-- Niye? <br />
<br />
- Ümmeti Muhammed içmesin diye... <br />
<br />
-- Hayret... <br />
<br />
- Sonra, malum kadınların ücretlerini öder eve getirirdi. Ben sizin zamanınızı satın aldım mı? Aldım, derdi. Öyleyse şimdi dinlemeniz gerek... O çeker gider, ben menkîbeler anlatırdım onlara... Mızraklı ilmihal. Hucceti islam okurdum... <br />
<br />
-- Bak sen! Millet ne sanıyor halbuki... <br />
<br />
- Milletin ne sandığı umrunda değildi. Hoş, o hep uzak mescidlere giderdi. Öyle bir imamın arkasında durmalı ki, derdi. Tekbir alırken Kabe'yi görmeli... <br />
<br />
-- Öyle imam kaç tane kaldı şimdi? <br />
<br />
- işte bu yüzden Nişancı'ya, Sofular'a uzanırdı ya... Hatta bir gün; Bakasın efendi, dedim. Sen böyle böyle yapıyorsun ama komşular kötü belleyecek. inan cenazen kalacak ortada... <br />
<br />
-- Doğru, öyle ya?.. <br />
<br />
- Kimseye zahmetim olmasın deyip, mezarını kendi kazdı bahçeye. Ama ben üsteledim. iş mezarla bitiyor mu, dedim. Seni kim yıkasın, kim kaldırsın? <br />
<br />
-- Peki o ne dedi? <br />
<br />
- Önce uzun uzun güldü, sonra; <br />
<br />
<span style="font-size: large;"><span style="font-style: italic;">- "Allah büyüktür hatun", dedi. "Hem padişahın işi ne?" </span></span></span></span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;"><img src="http://img98.imageshack.us/img98/8937/12iiimurad7vqpb6.jpg" border="0" alt="[Resim: 12iiimurad7vqpb6.jpg]" /></div>
<br />
<br />
<br />
<div style="text-align: center;"><span style="font-family: Tahoma;"><span style="font-weight: bold;">Sultan Murad Han o gün bir hoş"tur. Telaşeli görünür. Sanki bir şeyler söylemek ister sonra vazgeçer. Neşeli deseniz değil, üzüntülü deseniz hiç değil. <br />
<br />
Veziriazam Siyavuş Paşa sorar: <br />
<br />
- Hayrola efendim, canınızı sıkan bir şey mi var? <br />
<br />
-- Akşam garip bir rüya gördüm. <br />
<br />
- Hayırdır inşallah?.. <br />
<br />
-- Hayır mı şer mi öğreneceğiz. <br />
<br />
- Nasıl yani? <br />
<br />
-- Hazırlan, dışarı çıkıyoruz. <br />
<br />
Ve iki molla kılığında çıkarlar yola. Görünen o ki, padişah hâlâ gördügü rüyanın tesirindedir ve gideceği yeri iyi bilir. Seri, kararlı adımlarla Beyazıt'a çıkar, döner Vefa'ya, Zeyrek'ten aşağılara sallanır. Unkapanı civarında soluklanır. Etrafına daha birdikkatle bakınır. İşte tam o sırada yerde yatan bir ceset gözlerine batar, sorarlar; <br />
<br />
-- Kimdir bu? <br />
<br />
Ahali:<br />
- Aman hocam hiç bulaşma, derler. Ayyaşın meyhusun biri işte!.. <br />
<br />
-- Nerden biliyorsunuz? <br />
<br />
- Müsaade et de bilelim yani. Kırk yıllık komşumuz... Bir başkası tafsilata girer; <br />
<br />
- Biliyor musunuz, der. Aslında iyi sanatkârdır. Azaplar çarşısı'nda çalışır. Nalının hasını yapar... Ancak kazandıklarını içkiye, fuhuşa harcar. Hem şişe şişe şarap taşır evine, hem de nerde namlı mimli kadın varsa takar peşine.. Hele yaşlının biri çok öfkelidir. <br />
<br />
- isterseniz komşulara sorun, der. Sorun bakalım onu bir cemaatte gören olmuş mu?.. Hasılı, mahalleli döner ardını gider. Bizim tedbili kiyafet mollalar kalırlar mı ortada!.. <br />
Tam vezir de toparlanıyordur ki, padişah keser yolunu : <br />
<br />
-- Nereye? <br />
<br />
- Bilmem, bu adamdan uzak durmayı yeğlersiniz sanırım. <br />
<br />
-- Millet bu, çeker gider. Kimseye bir sey diyemem...Ama biz gidemeyiz, şöyle veya böyle tebamızdır. Defini tamamlamak gerek. <br />
<br />
- İyi ya, saraydan birkaç hoca yollar, kurtuluruz vebalden. <br />
<br />
-- Olmaz, rüyadaki hikmeti çözemedik daha. <br />
<br />
- Peki ne yapmamı emir buyurursunuz? <br />
<br />
-- Mollalığa devam... Naaşı kaldırmalıyız en azından. <br />
<br />
- Aman efendim, nasıl kaldırırız? <br />
<br />
-- Basbayağı kaldırırız işte. <br />
<br />
- Yapmayın, etmeyin sultanım, bunun yıkanması, paklanması var. Tekfini, telkini... <br />
<br />
-- Merak etme ben beceririm. Ama önce bir gasilhane bulmalıyız. <br />
<br />
- Şurada bir mahalle mescidi var ama... <br />
<br />
-- Olmaz, vefat eden sen olsaydın nereden kalkmak isterdin? <br />
<br />
- Ne bileyim, Ayasofya'dan, Süleymaniye'den, en azından Fatih Camii'nden... <br />
<br />
-- Ayasofya ile Süleymaniye'de devlet erkanı çoktur. Tanınmak istemem. Ama Fatih Camii'ni iyi dedin. Hadi yüklenelim... Ve gelirler camiye. Vezir sağa sola koşturur, kefen tabut bulur. Padişah bakır kazanları vurur ocağa... Usulü erkanınca bir güzel yıkarlar ki, naaş; ayan beyan güzelleşir sanki. Bir nurdur, aydınlanır alnında. Yüzü sâkilere benzemez. Hem manâlı bir tebessüm okunur dudaklarında. Padişahın kanı ısınmıştır bu adama, vezirin de keza... Mechul nalıncıyı kefenler, tabutlar, musalla taşına yatırırlar. Ama namaz vaktine bir hayli vardır daha... Bir ara vezir sıkıntılı sıkıntılı yaklaşır. <br />
<br />
- Sultanım, der. Yanlış yapıyoruz galiba... <br />
<br />
-- Nasıl yani?.. <br />
<br />
- Heyecana kapıldık, sorup soruşturmadan buraya getirdik cenazeyi. Kim bilir belki hanımı vardır, belki yetimleri?.. <br />
<br />
-- Doğru, öyle ya, neyse... Sen başını bekle, ben mahalleyi dolanıp geleyim. Vezir, cüzüne, tesbihine döner, padişah garip maceranın başladığı noktaya koşar. Nitekim sorar soruşturur. Nalıncının evini bulur. Kapıyı yaşlı bir kadın açar. Hadiseyi metanetle dinler. Sanki bu vefatı bekler gibidir. <br />
<br />
- Hakkını helal et evladım, der. Belli ki çok yorulmuşsun. Sonra eşiğe çöker, ellerini yumruk yapar, şakaklarına dayar... Ağlar mı? Hayır. Ama gözleri kısılır, hatıralara dalar belki. Neden sonra silkinip çıkar hayal dünyasından... <br />
<br />
- Biliyor musun oğlum? Diye dertli dertli söylenir... Bizim efendi bir âlemdi, vesselam... Akşamlara kadar nalın yapar... Ama birinin elinde şarap şişesi görmesin; elindekini avucundakini verir satın alırdı. Sonra getirip dökerdi helaya!.. <br />
<br />
-- Niye? <br />
<br />
- Ümmeti Muhammed içmesin diye... <br />
<br />
-- Hayret... <br />
<br />
- Sonra, malum kadınların ücretlerini öder eve getirirdi. Ben sizin zamanınızı satın aldım mı? Aldım, derdi. Öyleyse şimdi dinlemeniz gerek... O çeker gider, ben menkîbeler anlatırdım onlara... Mızraklı ilmihal. Hucceti islam okurdum... <br />
<br />
-- Bak sen! Millet ne sanıyor halbuki... <br />
<br />
- Milletin ne sandığı umrunda değildi. Hoş, o hep uzak mescidlere giderdi. Öyle bir imamın arkasında durmalı ki, derdi. Tekbir alırken Kabe'yi görmeli... <br />
<br />
-- Öyle imam kaç tane kaldı şimdi? <br />
<br />
- işte bu yüzden Nişancı'ya, Sofular'a uzanırdı ya... Hatta bir gün; Bakasın efendi, dedim. Sen böyle böyle yapıyorsun ama komşular kötü belleyecek. inan cenazen kalacak ortada... <br />
<br />
-- Doğru, öyle ya?.. <br />
<br />
- Kimseye zahmetim olmasın deyip, mezarını kendi kazdı bahçeye. Ama ben üsteledim. iş mezarla bitiyor mu, dedim. Seni kim yıkasın, kim kaldırsın? <br />
<br />
-- Peki o ne dedi? <br />
<br />
- Önce uzun uzun güldü, sonra; <br />
<br />
<span style="font-size: large;"><span style="font-style: italic;">- "Allah büyüktür hatun", dedi. "Hem padişahın işi ne?" </span></span></span></span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ben Sana Mecburum..]]></title>
			<link>http://www.aykutkuskaya.biz/showthread.php?tid=811</link>
			<pubDate>Mon, 17 Nov 2008 18:39:28 +0200</pubDate>
			<dc:creator>Nîmet</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://www.aykutkuskaya.biz/showthread.php?tid=811</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;">
<img src="http://img222.imageshack.us/img222/2956/huseyinkulaoglugeceyolcvz2.jpg" border="0" alt="[Resim: huseyinkulaoglugeceyolcvz2.jpg&#93;" /><br />
<br />
<br />
<span style="font-family: Tahoma;"><span style="font-weight: bold;">BEN SANA MECBURUM <br />
<br />
Ben sana mecburum bilemezsin <br />
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum <br />
Büyüdükçe büyüyor gözlerin <br />
Ben sana mecburum bilemezsin <br />
İçimi seninle ısıtıyorum. <br />
<br />
Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor <br />
Bu şehir o eski İstanbul mudur <br />
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor <br />
Sokak lambaları birden yanıyor <br />
Kaldırımlarda yağmur kokusu <br />
Ben sana mecburum sen yoksun. <br />
<br />
Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur <br />
İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur <br />
Tutsak ustura ağzında yaşamaktan <br />
Kimi zaman ellerini kırar tutkusu <br />
Bir kaç hayat çıkarır yaşamasından <br />
Hangi kapıyı çalsa kimi zaman <br />
Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu <br />
<br />
Fatih'te yoksul bir gramofon çalıyor <br />
Eski zamanlardan bir cuma çalıyor <br />
Durup köşe başında deliksiz dinlesem <br />
Sana kullanılmamış bir gök getirsem <br />
Haftalar ellerimde ufalanıyor <br />
Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem <br />
Ben sana mecburum sen yoksun. <br />
<br />
Belki haziran da mavi benekli çocuksun <br />
Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor <br />
Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden <br />
Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun <br />
Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor <br />
Belki körsün kırılmışsın telaş içindesin <br />
Kötü rüzgar saçlarını götürüyor <br />
<br />
Ne vakit bir yaşamak düşünsem <br />
Bu kurtlar sofrasında belki zor <br />
Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden <br />
Ne vakit bir yaşamak düşünsem <br />
Sus deyip adınla başlıyorum <br />
İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin <br />
Hayır başka türlü olmayacak <br />
Ben sana mecburum bilemezsin. <br />
<br />
<br />
<span style="font-style: italic;">Attila İLHAN</span></span></span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;">
<img src="http://img222.imageshack.us/img222/2956/huseyinkulaoglugeceyolcvz2.jpg" border="0" alt="[Resim: huseyinkulaoglugeceyolcvz2.jpg]" /><br />
<br />
<br />
<span style="font-family: Tahoma;"><span style="font-weight: bold;">BEN SANA MECBURUM <br />
<br />
Ben sana mecburum bilemezsin <br />
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum <br />
Büyüdükçe büyüyor gözlerin <br />
Ben sana mecburum bilemezsin <br />
İçimi seninle ısıtıyorum. <br />
<br />
Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor <br />
Bu şehir o eski İstanbul mudur <br />
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor <br />
Sokak lambaları birden yanıyor <br />
Kaldırımlarda yağmur kokusu <br />
Ben sana mecburum sen yoksun. <br />
<br />
Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur <br />
İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur <br />
Tutsak ustura ağzında yaşamaktan <br />
Kimi zaman ellerini kırar tutkusu <br />
Bir kaç hayat çıkarır yaşamasından <br />
Hangi kapıyı çalsa kimi zaman <br />
Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu <br />
<br />
Fatih'te yoksul bir gramofon çalıyor <br />
Eski zamanlardan bir cuma çalıyor <br />
Durup köşe başında deliksiz dinlesem <br />
Sana kullanılmamış bir gök getirsem <br />
Haftalar ellerimde ufalanıyor <br />
Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem <br />
Ben sana mecburum sen yoksun. <br />
<br />
Belki haziran da mavi benekli çocuksun <br />
Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor <br />
Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden <br />
Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun <br />
Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor <br />
Belki körsün kırılmışsın telaş içindesin <br />
Kötü rüzgar saçlarını götürüyor <br />
<br />
Ne vakit bir yaşamak düşünsem <br />
Bu kurtlar sofrasında belki zor <br />
Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden <br />
Ne vakit bir yaşamak düşünsem <br />
Sus deyip adınla başlıyorum <br />
İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin <br />
Hayır başka türlü olmayacak <br />
Ben sana mecburum bilemezsin. <br />
<br />
<br />
<span style="font-style: italic;">Attila İLHAN</span></span></span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kıraç // Kayıp Şehir Albümü..]]></title>
			<link>http://www.aykutkuskaya.biz/showthread.php?tid=810</link>
			<pubDate>Mon, 17 Nov 2008 18:02:33 +0200</pubDate>
			<dc:creator>Nîmet</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://www.aykutkuskaya.biz/showthread.php?tid=810</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;"><img src="http://img183.imageshack.us/img183/4610/153031kirackayipsehirtg5.jpg" border="0" alt="[Resim: 153031kirackayipsehirtg5.jpg&#93;" /></div>
<br />
<hr />
<br />
<br />
<div style="text-align: center;"><span style="font-family: Tahoma;"><span style="font-weight: bold;"><span style="font-style: italic;">SENDEN BAŞKA </span><br />
<br />
Gurbet elde bir başıma <br />
Kimim var ki senden başka <br />
Öldüm desem bir damla su <br />
Veren mi var senden başka <br />
<br />
Kekik kokan dağlarım yok <br />
Bülbül öten bağlarım yok <br />
Tutunacak dallarım yok <br />
Neyim kaldı senden başka <br />
<br />
Bana candan bir kez aşkım <br />
Diyen mi var senden başka <br />
Semaverde çayım sensin <br />
Her çiçekte balım sensin <br />
Ne gelirse senden gelsin <br />
Canım mı var senden başka <br />
<br />
<br />
<br />
Söz: Ömer Faruk GÜNEY <br />
Müzik: Namık NAGDALİOVA <br />
Ara İntro: Babak AFSHAR <br />
Düzenleme: KIRAÇ </span></span></div><hr />
<br />
<div style="text-align: center;"><span style="font-family: Tahoma;"><span style="font-weight: bold;"><span style="font-style: italic;">AYŞE </span><br />
<br />
İtiraf ettim kendime <br />
Seviyormuşum meğer diye <br />
Sonra da güldüm halime <br />
Çocuk musun oğlum diye <br />
Meğer hep çocukmuşum <br />
Büyümemişim kalmışım <br />
Hiç farkına varmamışım <br />
Daha sanki onbeş yaşım <br />
Ayşem Ayşem Ayşem <br />
Gül ayşem güldür ayşem <br />
Ayşem Ayşem Ayşem <br />
Yolun ecelimdir ayşem <br />
Ayşem Ayşem Ayşem <br />
Gurbetten dönmüşüm ayşem <br />
Ayşem Ayşem Ayşem <br />
Rüzgarım gönlüm gül ayşem <br />
<br />
Ayşe mutlu bir biten masal <br />
Madalyonun güzel yüzü <br />
Hem kontes hep köylü kızı <br />
Ah ne diyeyim peri kızı <br />
Ben seni sevdim sen beni sevmesen de olur <br />
Zaten tek aşk budur <br />
Ama yine de... <br />
Hadi neyse... <br />
<br />
Söz-Müzik-Düzenleme:KIRAÇ <hr />
<br />
<br />
<span style="font-style: italic;">TEK HATIRA</span> <br />
<br />
Bu sevda bir sürgün nereye gider <br />
Nereye kadar be gülüm nerede biter <br />
İçimdeki hasret düşer gözümden <br />
Dayanmaz gel gör gülüm bu kadar yeter <br />
Benden sana tek hatıra <br />
Gülüşün kalsın iki gözüm <br />
Ağlama boşa <br />
Benden sana tek hatıra <br />
Öpüşüm kalsın iki gözüm <br />
Harcama boşa <br />
Bu sevda bitmez bitmez demiştim <br />
Tükense de yaşar gönlüm sürer demiştim <br />
Kaybolan hep bizdik şarkılarda <br />
Bu şarkıyla son bulur gülüm yarım kalan da <br />
Benden sana tek hatıra <br />
Gülüşüm kalsın iki gözüm <br />
Harcama boşa <br />
Benden sana tek hatıra <br />
Öpüşüm kalsın iki gözüm <br />
Harcama boşa <br />
<br />
Söz-Müzik: Hakan ÖZTURAN <br />
Düzenleme: KIRAÇ - Barış BÖLÜKBAŞI <hr />
<br />
<br />
<span style="font-style: italic;">RAZIYSAN GEL </span><br />
<br />
Eski bir gelinliğe bir bakır bileziğe <br />
Annemden kalan bu yüzüğe <br />
Razıysan gel benimle <br />
Bir tanrım var bir gitarım <br />
Şu dünyada yapyalnızım <br />
Yarınımdan umutsuzum <br />
Razıysan gel benimle <br />
Bazen aç bazen susuzluk <br />
Razıysan gel benimle <br />
Bir lokma ekmeğe <br />
Bir yudum su içmeye <br />
Yine de şükretmeye <br />
Razıysan gel benimle <br />
Bir tanrım var bir gitarım <br />
Şu dünyada yapayalnızım <br />
Yarınımdan umutsuzum <br />
Razıysan gel benimle <br />
Bazen aç bazen susuzluk <br />
Razıysan gel benimle <br />
<br />
Söz: Fethi DEMİR <br />
Müzik: Selahattin SARIKAYA <br />
Düzenleme: KIRAÇ <hr />
<br />
<br />
<span style="font-style: italic;">HEP SEN </span><br />
<br />
Yüzyıllar geçti üstünden <br />
Bilmiyorum sorma neden <br />
Her zaman hiç değişmeyen <br />
Gene sen gene sen gene sen <br />
Ellerim ufukta <br />
Gözlerim yolda <br />
Şimdi çok uzaklarda <br />
Ölüyüm bilsen bilsen <br />
Zor mu gülüm bu kadar çok zor mu <br />
Herşey ne kadar çok zor <br />
Bana sor bana sor bana sor <br />
Yüzyıllar geçti üstünden <br />
Bilmiyorum sorma neden <br />
Her zaman hiç değişmeyen <br />
Gene sen gene sen gene sen <br />
Ellerim ufukta <br />
Gözlerim yolda <br />
Senden çok uzaklarda <br />
Ölüyüm bilsen bilsen <br />
<br />
Doğduğum sen güldüğüm sen <br />
Yaşlanıyorum yine sen <br />
Şarkılar yaptım hep sen hep sen hep sen <br />
Çık gel artık her neredeysen <br />
<br />
Söz-Müzik-Düzenleme: KIRAÇ <hr />
<br />
<br />
<span style="font-style: italic;">KAYIP ŞEHİR</span> <br />
<br />
Kayıp bir şehir şu ömrüm neye esir <br />
Ne olur yanımda kalsana <br />
Yalnızım çok yalnızım <br />
Yardımcım sırdaşım yok <br />
Ne olur sesimi duysana <br />
<br />
Dağlarda kar oldum <br />
Havada rüzgar <br />
Ne olur ne olur duysana <br />
<br />
Duysana duysana ne olur sesimi duysana <br />
Bir duysan sesimi uçarım senide alırım sonsuza <br />
Yok olamaz yine sus bana pes bana pus bana sonra yarın <br />
Yok gülemez yine aynı hep aynı hep kaygılarım <br />
Ağlarım yanar ağlarım <br />
<br />
Kayıp bir şehir şu ömrüm neye esir <br />
Ne olur beni de alsana <br />
<br />
Söz-Müzik-Düzenleme: KIRAÇ <hr />
<br />
<br />
<span style="font-style: italic;">CEMALİM</span> <br />
<br />
Ceyhan suyu akar akar bulanır derler <br />
Düz akışı bayır dolanır önüne düşer <br />
Pusu kurmuş ondört kafir elinde mavzer <br />
Ölüm olsa da sonunda gidilir Cemalim <br />
<br />
Huyuna da Cemalim huyuna <br />
Kıymışlar da selvi boyuna <br />
Cemalimin kanı akar Ceyhan suyuna <br />
<br />
Ardı duman nazlı dağlar sebebim oldun <br />
Can alacak kahpe kurşun yarimi buldun <br />
Burada mı alamadın kırıldı kolum <br />
Bedenime kefen diye sarılır Cemalim <br />
<br />
Söz-Müzik: Yücel ARZEN <br />
Düzenleme: KIRAÇ <hr />
<br />
<br />
<span style="font-style: italic;">YALAN</span> <br />
<br />
Yalan fani dünya yalan <br />
Cani dünya zaman <br />
Bir güldürüp bin ağlatan <br />
Gene sensin hep gene kahrolan <br />
<br />
Olmadı güldüm dönmedi şansın <br />
Olmadı yürek nasıl dayansın <br />
Bırak her şey kendince kalsın <br />
Altı üstü sende insansın <br />
<br />
Söz-Müzik-Düzenleme: KIRAÇ <hr />
<br />
<br />
<span style="font-style: italic;">YOLCU</span> <br />
<br />
Bir anadan dünyadan gelen yolcu <br />
Görüp de dünyaya gönül verdin mi <br />
Kimi büyük kimi böcek kimi kul <br />
Bunlar neden nedenini sordun mu <br />
İnsandan doğanlar insan olurlar <br />
Hayvandan doğanlar hayvan olurlar <br />
Hepisi de bu dünyaya gelirler <br />
Ana hakkı sen bu sırra erdin mi <br />
Vade tekmil olup ömrüm dolmadan <br />
Emanetçi emaneti almadan <br />
Ömrünün bağının gülü solmadan <br />
Varıp bir cananda karar kıldın mı <br />
Garip bülbül gibi feryat ederiz <br />
Cahiller elinde küskün kederiz <br />
Hep yolcuyuz böyle geldik gideriz <br />
Dünya senin vatanın mı yurdun mu <br />
<br />
Söz-Müzik: Neşet ERTAŞ <br />
Düzenleme: KIRAÇ <hr />
<br />
<br />
<span style="font-style: italic;">AMAN AYŞAM </span><br />
<br />
Giyinmiş kuşanmış yayladan gelir <br />
Bize bu ayrılık mevladan gelir <br />
Aman ayşam yaman ayşam <br />
Dağlar başı duman ayşam <br />
Dağlar başı duman olsa <br />
Seni burada komam ayşam <br />
Aşağıdan gelir türkmen koyunu <br />
Selviye benzettim yarin boyunu <br />
Aman ayşam yaman ayşam <br />
Dağlar başı duman ayşam <br />
Dağlar başı duman olsa <br />
Seni burada komam ayşam <br />
<br />
Söz-Müzik:Anonim <br />
Derleyen: Musa EROĞLU <br />
Düzenleme: KIRAÇ - Cengiz KÖROĞLU</span></span></div><hr />
<div style="text-align: center;"><span style="font-size: large;"><span style="font-family: Tahoma;"><a href="http://www.turk13.com/Kirac__Senden_Baska-muzik-ev-1107.html" target="_blank">Albümü Buradan Dinleyebilirsiniz..</a></span></span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;"><img src="http://img183.imageshack.us/img183/4610/153031kirackayipsehirtg5.jpg" border="0" alt="[Resim: 153031kirackayipsehirtg5.jpg]" /></div>
<br />
<hr />
<br />
<br />
<div style="text-align: center;"><span style="font-family: Tahoma;"><span style="font-weight: bold;"><span style="font-style: italic;">SENDEN BAŞKA </span><br />
<br />
Gurbet elde bir başıma <br />
Kimim var ki senden başka <br />
Öldüm desem bir damla su <br />
Veren mi var senden başka <br />
<br />
Kekik kokan dağlarım yok <br />
Bülbül öten bağlarım yok <br />
Tutunacak dallarım yok <br />
Neyim kaldı senden başka <br />
<br />
Bana candan bir kez aşkım <br />
Diyen mi var senden başka <br />
Semaverde çayım sensin <br />
Her çiçekte balım sensin <br />
Ne gelirse senden gelsin <br />
Canım mı var senden başka <br />
<br />
<br />
<br />
Söz: Ömer Faruk GÜNEY <br />
Müzik: Namık NAGDALİOVA <br />
Ara İntro: Babak AFSHAR <br />
Düzenleme: KIRAÇ </span></span></div><hr />
<br />
<div style="text-align: center;"><span style="font-family: Tahoma;"><span style="font-weight: bold;"><span style="font-style: italic;">AYŞE </span><br />
<br />
İtiraf ettim kendime <br />
Seviyormuşum meğer diye <br />
Sonra da güldüm halime <br />
Çocuk musun oğlum diye <br />
Meğer hep çocukmuşum <br />
Büyümemişim kalmışım <br />
Hiç farkına varmamışım <br />
Daha sanki onbeş yaşım <br />
Ayşem Ayşem Ayşem <br />
Gül ayşem güldür ayşem <br />
Ayşem Ayşem Ayşem <br />
Yolun ecelimdir ayşem <br />
Ayşem Ayşem Ayşem <br />
Gurbetten dönmüşüm ayşem <br />
Ayşem Ayşem Ayşem <br />
Rüzgarım gönlüm gül ayşem <br />
<br />
Ayşe mutlu bir biten masal <br />
Madalyonun güzel yüzü <br />
Hem kontes hep köylü kızı <br />
Ah ne diyeyim peri kızı <br />
Ben seni sevdim sen beni sevmesen de olur <br />
Zaten tek aşk budur <br />
Ama yine de... <br />
Hadi neyse... <br />
<br />
Söz-Müzik-Düzenleme:KIRAÇ <hr />
<br />
<br />
<span style="font-style: italic;">TEK HATIRA</span> <br />
<br />
Bu sevda bir sürgün nereye gider <br />
Nereye kadar be gülüm nerede biter <br />
İçimdeki hasret düşer gözümden <br />
Dayanmaz gel gör gülüm bu kadar yeter <br />
Benden sana tek hatıra <br />
Gülüşün kalsın iki gözüm <br />
Ağlama boşa <br />
Benden sana tek hatıra <br />
Öpüşüm kalsın iki gözüm <br />
Harcama boşa <br />
Bu sevda bitmez bitmez demiştim <br />
Tükense de yaşar gönlüm sürer demiştim <br />
Kaybolan hep bizdik şarkılarda <br />
Bu şarkıyla son bulur gülüm yarım kalan da <br />
Benden sana tek hatıra <br />
Gülüşüm kalsın iki gözüm <br />
Harcama boşa <br />
Benden sana tek hatıra <br />
Öpüşüm kalsın iki gözüm <br />
Harcama boşa <br />
<br />
Söz-Müzik: Hakan ÖZTURAN <br />
Düzenleme: KIRAÇ - Barış BÖLÜKBAŞI <hr />
<br />
<br />
<span style="font-style: italic;">RAZIYSAN GEL </span><br />
<br />
Eski bir gelinliğe bir bakır bileziğe <br />
Annemden kalan bu yüzüğe <br />
Razıysan gel benimle <br />
Bir tanrım var bir gitarım <br />
Şu dünyada yapyalnızım <br />
Yarınımdan umutsuzum <br />
Razıysan gel benimle <br />
Bazen aç bazen susuzluk <br />
Razıysan gel benimle <br />
Bir lokma ekmeğe <br />
Bir yudum su içmeye <br />
Yine de şükretmeye <br />
Razıysan gel benimle <br />
Bir tanrım var bir gitarım <br />
Şu dünyada yapayalnızım <br />
Yarınımdan umutsuzum <br />
Razıysan gel benimle <br />
Bazen aç bazen susuzluk <br />
Razıysan gel benimle <br />
<br />
Söz: Fethi DEMİR <br />
Müzik: Selahattin SARIKAYA <br />
Düzenleme: KIRAÇ <hr />
<br />
<br />
<span style="font-style: italic;">HEP SEN </span><br />
<br />
Yüzyıllar geçti üstünden <br />
Bilmiyorum sorma neden <br />
Her zaman hiç değişmeyen <br />
Gene sen gene sen gene sen <br />
Ellerim ufukta <br />
Gözlerim yolda <br />
Şimdi çok uzaklarda <br />
Ölüyüm bilsen bilsen <br />
Zor mu gülüm bu kadar çok zor mu <br />
Herşey ne kadar çok zor <br />
Bana sor bana sor bana sor <br />
Yüzyıllar geçti üstünden <br />
Bilmiyorum sorma neden <br />
Her zaman hiç değişmeyen <br />
Gene sen gene sen gene sen <br />
Ellerim ufukta <br />
Gözlerim yolda <br />
Senden çok uzaklarda <br />
Ölüyüm bilsen bilsen <br />
<br />
Doğduğum sen güldüğüm sen <br />
Yaşlanıyorum yine sen <br />
Şarkılar yaptım hep sen hep sen hep sen <br />
Çık gel artık her neredeysen <br />
<br />
Söz-Müzik-Düzenleme: KIRAÇ <hr />
<br />
<br />
<span style="font-style: italic;">KAYIP ŞEHİR</span> <br />
<br />
Kayıp bir şehir şu ömrüm neye esir <br />
Ne olur yanımda kalsana <br />
Yalnızım çok yalnızım <br />
Yardımcım sırdaşım yok <br />
Ne olur sesimi duysana <br />
<br />
Dağlarda kar oldum <br />
Havada rüzgar <br />
Ne olur ne olur duysana <br />
<br />
Duysana duysana ne olur sesimi duysana <br />
Bir duysan sesimi uçarım senide alırım sonsuza <br />
Yok olamaz yine sus bana pes bana pus bana sonra yarın <br />
Yok gülemez yine aynı hep aynı hep kaygılarım <br />
Ağlarım yanar ağlarım <br />
<br />
Kayıp bir şehir şu ömrüm neye esir <br />
Ne olur beni de alsana <br />
<br />
Söz-Müzik-Düzenleme: KIRAÇ <hr />
<br />
<br />
<span style="font-style: italic;">CEMALİM</span> <br />
<br />
Ceyhan suyu akar akar bulanır derler <br />
Düz akışı bayır dolanır önüne düşer <br />
Pusu kurmuş ondört kafir elinde mavzer <br />
Ölüm olsa da sonunda gidilir Cemalim <br />
<br />
Huyuna da Cemalim huyuna <br />
Kıymışlar da selvi boyuna <br />
Cemalimin kanı akar Ceyhan suyuna <br />
<br />
Ardı duman nazlı dağlar sebebim oldun <br />
Can alacak kahpe kurşun yarimi buldun <br />
Burada mı alamadın kırıldı kolum <br />
Bedenime kefen diye sarılır Cemalim <br />
<br />
Söz-Müzik: Yücel ARZEN <br />
Düzenleme: KIRAÇ <hr />
<br />
<br />
<span style="font-style: italic;">YALAN</span> <br />
<br />
Yalan fani dünya yalan <br />
Cani dünya zaman <br />
Bir güldürüp bin ağlatan <br />
Gene sensin hep gene kahrolan <br />
<br />
Olmadı güldüm dönmedi şansın <br />
Olmadı yürek nasıl dayansın <br />
Bırak her şey kendince kalsın <br />
Altı üstü sende insansın <br />
<br />
Söz-Müzik-Düzenleme: KIRAÇ <hr />
<br />
<br />
<span style="font-style: italic;">YOLCU</span> <br />
<br />
Bir anadan dünyadan gelen yolcu <br />
Görüp de dünyaya gönül verdin mi <br />
Kimi büyük kimi böcek kimi kul <br />
Bunlar neden nedenini sordun mu <br />
İnsandan doğanlar insan olurlar <br />
Hayvandan doğanlar hayvan olurlar <br />
Hepisi de bu dünyaya gelirler <br />
Ana hakkı sen bu sırra erdin mi <br />
Vade tekmil olup ömrüm dolmadan <br />
Emanetçi emaneti almadan <br />
Ömrünün bağının gülü solmadan <br />
Varıp bir cananda karar kıldın mı <br />
Garip bülbül gibi feryat ederiz <br />
Cahiller elinde küskün kederiz <br />
Hep yolcuyuz böyle geldik gideriz <br />
Dünya senin vatanın mı yurdun mu <br />
<br />
Söz-Müzik: Neşet ERTAŞ <br />
Düzenleme: KIRAÇ <hr />
<br />
<br />
<span style="font-style: italic;">AMAN AYŞAM </span><br />
<br />
Giyinmiş kuşanmış yayladan gelir <br />
Bize bu ayrılık mevladan gelir <br />
Aman ayşam yaman ayşam <br />
Dağlar başı duman ayşam <br />
Dağlar başı duman olsa <br />
Seni burada komam ayşam <br />
Aşağıdan gelir türkmen koyunu <br />
Selviye benzettim yarin boyunu <br />
Aman ayşam yaman ayşam <br />
Dağlar başı duman ayşam <br />
Dağlar başı duman olsa <br />
Seni burada komam ayşam <br />
<br />
Söz-Müzik:Anonim <br />
Derleyen: Musa EROĞLU <br />
Düzenleme: KIRAÇ - Cengiz KÖROĞLU</span></span></div><hr />
<div style="text-align: center;"><span style="font-size: large;"><span style="font-family: Tahoma;"><a href="http://www.turk13.com/Kirac__Senden_Baska-muzik-ev-1107.html" target="_blank">Albümü Buradan Dinleyebilirsiniz..</a></span></span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Adım Sonbahar..]]></title>
			<link>http://www.aykutkuskaya.biz/showthread.php?tid=809</link>
			<pubDate>Mon, 17 Nov 2008 17:23:05 +0200</pubDate>
			<dc:creator>Nîmet</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://www.aykutkuskaya.biz/showthread.php?tid=809</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;"><img src="http://img148.imageshack.us/img148/4114/huzunmisralarimadimsonbyo3.jpg" border="0" alt="[Resim: huzunmisralarimadimsonbyo3.jpg&#93;" /></div>
<br />
<br />
<div style="text-align: center;"><span style="font-family: Tahoma;"><span style="font-weight: bold;">nasıl iş bu <br />
her yanına çiçek yağmış <br />
erik ağacının <br />
ışık içinde yüzüyor <br />
neresinden baksan <br />
gözlerin kamaşır <br />
<br />
oysa ben akşam olmuşum <br />
yapraklarım dökülüyor <br />
usul usul <br />
adım sonbahar<br />
<br />
<span style="font-style: italic;">Atilla İlhan</span></span></span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;"><img src="http://img148.imageshack.us/img148/4114/huzunmisralarimadimsonbyo3.jpg" border="0" alt="[Resim: huzunmisralarimadimsonbyo3.jpg]" /></div>
<br />
<br />
<div style="text-align: center;"><span style="font-family: Tahoma;"><span style="font-weight: bold;">nasıl iş bu <br />
her yanına çiçek yağmış <br />
erik ağacının <br />
ışık içinde yüzüyor <br />
neresinden baksan <br />
gözlerin kamaşır <br />
<br />
oysa ben akşam olmuşum <br />
yapraklarım dökülüyor <br />
usul usul <br />
adım sonbahar<br />
<br />
<span style="font-style: italic;">Atilla İlhan</span></span></span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hadi Turşu Yiyelim]]></title>
			<link>http://www.aykutkuskaya.biz/showthread.php?tid=808</link>
			<pubDate>Mon, 17 Nov 2008 11:02:28 +0200</pubDate>
			<dc:creator>ışık süvarisi</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://www.aykutkuskaya.biz/showthread.php?tid=808</guid>
			<description><![CDATA[Uzun süredir yemek yerine turşu yiyorum aşırı bir turşu sevgisi var turşunun bu kadar faydalı olduğunu bilmiyorum zararı olur mu diye düşündüm ama........<br />
Türk mutfak kültürünün ayrılmaz bir parçası olan turşunun sağlık açısından da önemli bir işlevi olduğu tespit edildi. Suyunun iştah açıcı özelliğine sahip olduğu bilinen turşunun, kanserden gribe, ülsere kadar ona yakın hastalığa karşı koruyucu olduğu belirlendi. Uzmanlar turşunun bilinenin aksine midenin düşmanı değil, dostu olduğunu söylüyorlar. Sebze ve meyvelerden 100'ün üzerinde çeşidi yapılan turşunun tam bir doğal şifa kaynağı olduğu ortaya çıktı. Uzmanlar soğan, sarımsak, kozalak, armut, enginar, elma, yumurta, kiraz, vişne, ayva gibi hem ülkemizde üretilen hem de yurt dışında ithal edilen sebze ve meyvelerden imal edilen turşunun her çeşidinin sağlık açısından çok önemli işlevlere sahip olduğunun söylüyorlar. <br />
<br />
Uzmanlara göre lahana turşusu ülseri, kanseri, kalp ve sinir sistemi ile damar tıkanıklıklarını, mide ekşimesini önlediğini tespit etmişler. Acı Frenk biberi ise grip, nezle ve soğuk algınlığına iyi geliyor. Yeşil erikten yapılan turşu özellikle iştah açıcı özelliğe sahip. Sarımsak turşusu kanser hücrelerinin çoğalmasını, pancar turşusu ise kansızlığı önlüyor ve hazmı kolaylaştırıyor. <br />
<br />
İzmirli Dr. Özdemir Akay da kanserli hastaların turşu yiyerek iyileşebileceğini belirterek "Kanserin ilacı turşudur." demiştir. Herkesin her koşulda bu tedavi yöntemini uygulayabileceğini belirten Dr. Akay şöyle devam etmiştir."Bu tedavinin esası, asitli yiyecek ve içeceklerle vücut mekanizmasının enerji üretmesini sağlamaya dayanır. Turşu, limon, ayva, nar gibi ekşi yiyecekler, bu enerjinin oluşması için vücutta bir yakma işlemi meydana getirir. Mikroplar ve kanser hücreleri vücudun enerjisini artırmak için vardır. Bunun yerine asit ihtiva edilen yiyeceklerin sindirilmesiyle enerji ihtiyacı giderilir. Ancak bu tedavinin sürekli olması gerekmektedir. Turşu ve benzeri ekşi gıdaların yenmesiyle sadece kanser değil, türlü hastalıkları yenmek mümkündür." demiştir.<br />
<br />
Artık daha bir severek yiyorum turşuyu benim için tüm yemeklerden güzel......]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Uzun süredir yemek yerine turşu yiyorum aşırı bir turşu sevgisi var turşunun bu kadar faydalı olduğunu bilmiyorum zararı olur mu diye düşündüm ama........<br />
Türk mutfak kültürünün ayrılmaz bir parçası olan turşunun sağlık açısından da önemli bir işlevi olduğu tespit edildi. Suyunun iştah açıcı özelliğine sahip olduğu bilinen turşunun, kanserden gribe, ülsere kadar ona yakın hastalığa karşı koruyucu olduğu belirlendi. Uzmanlar turşunun bilinenin aksine midenin düşmanı değil, dostu olduğunu söylüyorlar. Sebze ve meyvelerden 100'ün üzerinde çeşidi yapılan turşunun tam bir doğal şifa kaynağı olduğu ortaya çıktı. Uzmanlar soğan, sarımsak, kozalak, armut, enginar, elma, yumurta, kiraz, vişne, ayva gibi hem ülkemizde üretilen hem de yurt dışında ithal edilen sebze ve meyvelerden imal edilen turşunun her çeşidinin sağlık açısından çok önemli işlevlere sahip olduğunun söylüyorlar. <br />
<br />
Uzmanlara göre lahana turşusu ülseri, kanseri, kalp ve sinir sistemi ile damar tıkanıklıklarını, mide ekşimesini önlediğini tespit etmişler. Acı Frenk biberi ise grip, nezle ve soğuk algınlığına iyi geliyor. Yeşil erikten yapılan turşu özellikle iştah açıcı özelliğe sahip. Sarımsak turşusu kanser hücrelerinin çoğalmasını, pancar turşusu ise kansızlığı önlüyor ve hazmı kolaylaştırıyor. <br />
<br />
İzmirli Dr. Özdemir Akay da kanserli hastaların turşu yiyerek iyileşebileceğini belirterek "Kanserin ilacı turşudur." demiştir. Herkesin her koşulda bu tedavi yöntemini uygulayabileceğini belirten Dr. Akay şöyle devam etmiştir."Bu tedavinin esası, asitli yiyecek ve içeceklerle vücut mekanizmasının enerji üretmesini sağlamaya dayanır. Turşu, limon, ayva, nar gibi ekşi yiyecekler, bu enerjinin oluşması için vücutta bir yakma işlemi meydana getirir. Mikroplar ve kanser hücreleri vücudun enerjisini artırmak için vardır. Bunun yerine asit ihtiva edilen yiyeceklerin sindirilmesiyle enerji ihtiyacı giderilir. Ancak bu tedavinin sürekli olması gerekmektedir. Turşu ve benzeri ekşi gıdaların yenmesiyle sadece kanser değil, türlü hastalıkları yenmek mümkündür." demiştir.<br />
<br />
Artık daha bir severek yiyorum turşuyu benim için tüm yemeklerden güzel......]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[He ya yetiyor bize bak..]]></title>
			<link>http://www.aykutkuskaya.biz/showthread.php?tid=807</link>
			<pubDate>Sun, 16 Nov 2008 23:34:55 +0200</pubDate>
			<dc:creator>yasin</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://www.aykutkuskaya.biz/showthread.php?tid=807</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;"><img src="http://img136.imageshack.us/img136/8738/untitfj2.jpg" border="0" alt="[Resim: untitfj2.jpg&#93;" /><br />
<br />
Mut'un bir dağ köyünde dostlarla birlikte gezerken yaşlı bir karı kocayı<br />
gördüm.. Baktım bir kanepenin üzerinde oturuyorlar... Iyice yaklaştığımda<br />
tezekten yapılmışs evlerinin bahçesinde oturduklari kanepenin bir tarafının<br />
tamamen kırık olduğunu, kanepenin sağlam tarafina sıkışarak oturduklarını<br />
ve sohbet ettiklerini anladım.<br />
<br />
Yüzlerinde bir tebessüm vardı..<br />
<br />
Evin halinden ve karı kocanın kılık kıyafetinden maddi durumlarının hiç<br />
iyi olmadığı ve yeni<br />
bir kanepe alacak güçlerinin olmadığı hemen anlaşılıyordu...<br />
<br />
Selamlaştıktan sonra, 'Kanepe kırılmış' dedim... Yaşlı adam büyük bir<br />
bilgelikle cevap verdi, ' Biz de sağlam tarafina oturuyoruz... Yetiyor<br />
bize..'<br />
<br />
Kadın da tamamladı, ' He ya yetiyor bize bak ne güzel oturuyoruz'<br />
<br />
<br />
-alıntıdır-</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;"><img src="http://img136.imageshack.us/img136/8738/untitfj2.jpg" border="0" alt="[Resim: untitfj2.jpg]" /><br />
<br />
Mut'un bir dağ köyünde dostlarla birlikte gezerken yaşlı bir karı kocayı<br />
gördüm.. Baktım bir kanepenin üzerinde oturuyorlar... Iyice yaklaştığımda<br />
tezekten yapılmışs evlerinin bahçesinde oturduklari kanepenin bir tarafının<br />
tamamen kırık olduğunu, kanepenin sağlam tarafina sıkışarak oturduklarını<br />
ve sohbet ettiklerini anladım.<br />
<br />
Yüzlerinde bir tebessüm vardı..<br />
<br />
Evin halinden ve karı kocanın kılık kıyafetinden maddi durumlarının hiç<br />
iyi olmadığı ve yeni<br />
bir kanepe alacak güçlerinin olmadığı hemen anlaşılıyordu...<br />
<br />
Selamlaştıktan sonra, 'Kanepe kırılmış' dedim... Yaşlı adam büyük bir<br />
bilgelikle cevap verdi, ' Biz de sağlam tarafina oturuyoruz... Yetiyor<br />
bize..'<br />
<br />
Kadın da tamamladı, ' He ya yetiyor bize bak ne güzel oturuyoruz'<br />
<br />
<br />
-alıntıdır-</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[bir zamanlar ölmüştü buralar.]]></title>
			<link>http://www.aykutkuskaya.biz/showthread.php?tid=806</link>
			<pubDate>Sun, 16 Nov 2008 23:30:14 +0200</pubDate>
			<dc:creator>yasin</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://www.aykutkuskaya.biz/showthread.php?tid=806</guid>
			<description><![CDATA[<img src="http://img340.imageshack.us/img340/7961/kularji5.jpg" border="0" alt="[Resim: kularji5.jpg&#93;" /><br />
<br />
Sürgündük, yola çıkarılmıştık, birkaç ihanetin ittifakı ve yükleyebildiğimiz eşyalarımız ile ayrılmıştık köyden. Mahşer de değildi ama annenin evladına yüz çevirebildiği suskunluk rengindeydi şehir. Kimsenin tanıyacağı kadar tanıdık değildik. Köy yerliliği şehrin kalabalıklığında yaban oluveriyordu büyük bir keskinlikle. Ben, çocuk olmanın cıvıllığıyla umursamaz görünüyordum. Eşyalarımızla birlikte kamyonun arka kısmında -üşüyen ellerimi ceplerime koymayı akıl edemeden- gidiyorduk. İçinde bulunduğumuz manzara o kadar alışılan bir şey olmalıydı ki o günlerde, dönüp şaşkın gözlerle bakan tek insan bile yoktu. Sığınacak bir tanış bulduk önceleri. Yığıldık kamplardaymış gibi üst üste. Fazlasıyla sıkıntı, korku, keder&#8230; Neler yanmıyor ki bu yangında. Uygun şartlar sağlandı sonradan. Sonra gidebilecek yakın bir okul bulundu. Sonra her yakınlığın gidilebilecek kadar yakın olmadığını anladım.<br />
<br />
 <br />
<br />
Okulda tam bir zenci muamelesi görünce birinci yılı okuduğum köy sadece hayalimde tatlılık olarak kaldı; orada sınıf başkanıydım, gözde öğrenciydim ve yırtmak ister gibiydim kalıbımı. Ama burada farklı bir dille eğitim veriyorlar gibiydi. Sorulan sorulara ağzımı açtığım gibi sınıf kahkahaya boğuluyordu. Şaşırdım önceleri, sonra gittikçe içime kapandım. O kadar ki sayfaları içimde çeviriyordum, hışırtılarını bile içimde yutarak. İçimden yanıtlamaya başlamıştım soruları. Ama bir türlü öğretmenime gösteremiyordum. Arka sıraların sabit elemanı oluvermiştim. Tahtaya ancak teneffüslerde çıkabiliyordum. Tebeşir elime değince tüylerim diken diken oluyordu. Arkadaşım da olmadı sınıfta. Bitli değildim bitli diyorlardı, o yaşımda beş vakit namazlıydım, pasaklı diyorlardı. Öğretmenimiz &#8216;içinizden okuyun!&#8217; diyordu, ben içime gömüyordum. Hayatlarını anlamıyordum, kimse mealini vermiyordu ısrarlarıma&#8230;<br />
<br />
 <br />
<br />
Bir gün anneme sarılıp ağladım. &#8220;Anne! Ben köyde çalışkandım. Burada ne değişti?&#8221; diye sordum.  &#8220;Sen hala çalışkansın. Derslerini bilmeyip tembel olan öğretmenlerin.&#8221; dedi. Bir şey anlamadım. Tembel öğretmen mi olurdu!<br />
<br />
 <br />
<br />
Üçüncü sınıfa geçtim kırık kırık. Şevkim geçen seneden kısık ayardaydı zaten. Öğretmen aynı öğretmendi yine. Giydiği eteğin siyahlığına yüzünün asıklığı renk veriyordu sanki. Öğretmenler gününde elini öpmek isterken bana cüzamlıymışım gibi davranıp beni uzakta tutmaya çalışması beni çok yaralamıştı. Ben de kendimden iğrenmeye başlamıştım sanki yavaş yavaş. İyi de hiçbir kötülük zihnimden bile geçmemişti kimseye karşı.<br />
<br />
 <br />
<br />
Dördüncü sınıfta okulum değişmişti. Yeni bir ortam yeni bir öğretmen vardı. O da saçlarının boyasına kafayı takmıştı. Bir türlü karar verememiş gibi değişip dururdu. Mini etek giyerdi sürekli. Bacaklarından korkardım. Bağırdığı zaman, birazdan ağzına ayıların döneceğini sanırdım. Sınıf anneleri bulmuştu bize. İhtiyacı olanları pazara çıkarıyorlardı kendi birikimleriyle. Beni de çıkardılar bir gün. Aldıkları ayakkabıya bakıp duruyorlardı ayağımdayken. Bana öyle geldi belki de. Utandım, sonra hiç giymedim. Ne oldu hatırlamıyorum.<br />
<br />
 <br />
<br />
Aynı dili konuştuğumuz arkadaşlar vardı yeni sınıfımda. Ama konuşmak yasaktı okulda. Teneffüslerde bir araya gelip gizli gizli konuşurduk. Kendimizce büyük suçlara sahiptik. Bazen sesimiz öğretmenlerin kulağına çalınırdı. Kimi gülümser, kimi de kulaklarımızı sertçe okşayıp öyle geçerdi. O sene ilk defa biri; &#8220;sizin küçük kuyruğunuz varmış!&#8221; demişti. Eve varınca ilk işim iyice incelemek olmuştu bedenimi. Anlam verememiştim. Bu laf tanıdık gelmeye başladı sonra. Umursamamayı da öğrendim.<br />
<br />
 <br />
<br />
Polis haftasında korkudan törene katılmadığım, Mehmetçik günlerinde tir tir titrediğim anlarım oldu. Normal değildi o zaman buralar, olağan üstü bir haldi.  <br />
<br />
 <br />
<br />
Beşinci sınıfta bir daha değişti öğretmenimiz. Onu da elinin ağırlığından hatırlıyorum. Acımasızca döverdi ama Allah şahit hiç basmadı sızlayan yarama. Yine de benden gayrısı hep daha çok kovuyordu beni içime&#8230;<br />
<br />
 <br />
<br />
Ve nihayet altıncı sınıfa geçmiştim. Türkçe öğretmenimi seviyordum en çok. Garip ama öyleydi. Bana ağzımı kullanarak konuşmayı öğretti. Hiç unutmam bir gün herkes günlük yazsın diye ödev verdi. Eve varınca yazmak istedim ama bir öğün okuyup, bir öğün çalışıyordum. Akşam yatağıma nasıl girdiğimi bile hatırlamıyorum. Sabah namazından sonra ödevim için hazırlığa girişmiştim. İlk defa Türkçe düşünüyordum. Alev alev akmıştım. O gün, günlük okuyacağımız dersi iple çekiyordum. Nihayet geldi çattı saati. Önce birkaç öğrenci okudu. Öğretmenimizin yüzü pek gülmedi. Parmak kaldırma alışkanlığım hiç yoktu. Daha doğrusu işaret parmağının şehadetten başka anlamına aşina değildim. Zoraki okuttu öğretmenim bana. İçime kapanıklığım mı onda bu hissi uyandırdı bilmiyorum ama illa okuyacaksın diye diretti. Okumaya başladım ve bitirmeye başladım bütün birikmiş utangaçlığımı. Okudukça okudum, okudum ve bitirdim. Tek kimse bile alkışlamadı beni. Sadece bir alkış sesi sınıfta çınlıyordu. O da yanı başımda benle birlikte yazımı takip eden öğretmenimin alkışıydı. Ondan sonra sınıf da ritme giriverdi. Kocaman bir şeker hediye etti bana. İki hafta ceketimin delik cebinde saklamaya çalıştım. Bunu öğrenen öğretmenim, şekeri cebimden çıkarmamı istedi. Ben yazdıkça daha çok hediye alacağını söyleyince ağzımda yuvarlaya yuvarlaya emmeye başlamıştım bile.<br />
<br />
 <br />
<br />
O sayede delice bir kitap okuma arzusu doğdu içimde. Sonradan ders aldığım hiçbir öğretmen söndüremedi o azmimi. Çünkü artık ben de konuştuğumda herkes dinliyordu. Kelimelerden kurduğum binalara komşu binalar dikiliyordu hemen. Artık yalnız değildim ama kendi dilimi utana utana unuttum. Şimdiyse Anadolu&#8217;nun ücra bir köyünde, bir zamanlar yürütülen politikaların acı tecrübesiyle şunu öğretiyorum çocuklarıma: Sakın insanlığı ırkla bağdaştıran adi zihniyetlerin kıskacında boğulmayın. Asla ve asla dilinizin ve teninizin rengi boyasını vermemeli içinize. Sahipleneceksiniz elbette ki ülkenizi. Bayraksa bayrağımız, topraksa toprağımız diyerek hakkını vereceksiniz bırakılan mirasın. Ana dilinizi yutmadan, unutmadan, utanmadan konuşacaksınız ve dillerdeki ayrılığın gönüllerdekiyle eşdeğer olmadığını göstereceksiniz âleme. Tek tek sayıp övünerek anlatacaksınız vatanınızdaki dil zenginliğini. Bu vatanın dil mezarlığına çevrilmesine asla izin vermeyeceksiniz. Sizi saflarına çekmeye çalışacaklar ama aldanmamalısınız! Çünkü çekmeye çalıştıkları milliyetçilik sığınağı alçakların son sığınağıdır.* Hangi ırk olursa olsun!<br />
                                                           <br />
<br />
Kurtuba Dergisi.                         <div style="text-align: right;">*Samuel johnson   </div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="http://img340.imageshack.us/img340/7961/kularji5.jpg" border="0" alt="[Resim: kularji5.jpg]" /><br />
<br />
Sürgündük, yola çıkarılmıştık, birkaç ihanetin ittifakı ve yükleyebildiğimiz eşyalarımız ile ayrılmıştık köyden. Mahşer de değildi ama annenin evladına yüz çevirebildiği suskunluk rengindeydi şehir. Kimsenin tanıyacağı kadar tanıdık değildik. Köy yerliliği şehrin kalabalıklığında yaban oluveriyordu büyük bir keskinlikle. Ben, çocuk olmanın cıvıllığıyla umursamaz görünüyordum. Eşyalarımızla birlikte kamyonun arka kısmında -üşüyen ellerimi ceplerime koymayı akıl edemeden- gidiyorduk. İçinde bulunduğumuz manzara o kadar alışılan bir şey olmalıydı ki o günlerde, dönüp şaşkın gözlerle bakan tek insan bile yoktu. Sığınacak bir tanış bulduk önceleri. Yığıldık kamplardaymış gibi üst üste. Fazlasıyla sıkıntı, korku, keder&#8230; Neler yanmıyor ki bu yangında. Uygun şartlar sağlandı sonradan. Sonra gidebilecek yakın bir okul bulundu. Sonra her yakınlığın gidilebilecek kadar yakın olmadığını anladım.<br />
<br />
 <br />
<br />
Okulda tam bir zenci muamelesi görünce birinci yılı okuduğum köy sadece hayalimde tatlılık olarak kaldı; orada sınıf başkanıydım, gözde öğrenciydim ve yırtmak ister gibiydim kalıbımı. Ama burada farklı bir dille eğitim veriyorlar gibiydi. Sorulan sorulara ağzımı açtığım gibi sınıf kahkahaya boğuluyordu. Şaşırdım önceleri, sonra gittikçe içime kapandım. O kadar ki sayfaları içimde çeviriyordum, hışırtılarını bile içimde yutarak. İçimden yanıtlamaya başlamıştım soruları. Ama bir türlü öğretmenime gösteremiyordum. Arka sıraların sabit elemanı oluvermiştim. Tahtaya ancak teneffüslerde çıkabiliyordum. Tebeşir elime değince tüylerim diken diken oluyordu. Arkadaşım da olmadı sınıfta. Bitli değildim bitli diyorlardı, o yaşımda beş vakit namazlıydım, pasaklı diyorlardı. Öğretmenimiz &#8216;içinizden okuyun!&#8217; diyordu, ben içime gömüyordum. Hayatlarını anlamıyordum, kimse mealini vermiyordu ısrarlarıma&#8230;<br />
<br />
 <br />
<br />
Bir gün anneme sarılıp ağladım. &#8220;Anne! Ben köyde çalışkandım. Burada ne değişti?&#8221; diye sordum.  &#8220;Sen hala çalışkansın. Derslerini bilmeyip tembel olan öğretmenlerin.&#8221; dedi. Bir şey anlamadım. Tembel öğretmen mi olurdu!<br />
<br />
 <br />
<br />
Üçüncü sınıfa geçtim kırık kırık. Şevkim geçen seneden kısık ayardaydı zaten. Öğretmen aynı öğretmendi yine. Giydiği eteğin siyahlığına yüzünün asıklığı renk veriyordu sanki. Öğretmenler gününde elini öpmek isterken bana cüzamlıymışım gibi davranıp beni uzakta tutmaya çalışması beni çok yaralamıştı. Ben de kendimden iğrenmeye başlamıştım sanki yavaş yavaş. İyi de hiçbir kötülük zihnimden bile geçmemişti kimseye karşı.<br />
<br />
 <br />
<br />
Dördüncü sınıfta okulum değişmişti. Yeni bir ortam yeni bir öğretmen vardı. O da saçlarının boyasına kafayı takmıştı. Bir türlü karar verememiş gibi değişip dururdu. Mini etek giyerdi sürekli. Bacaklarından korkardım. Bağırdığı zaman, birazdan ağzına ayıların döneceğini sanırdım. Sınıf anneleri bulmuştu bize. İhtiyacı olanları pazara çıkarıyorlardı kendi birikimleriyle. Beni de çıkardılar bir gün. Aldıkları ayakkabıya bakıp duruyorlardı ayağımdayken. Bana öyle geldi belki de. Utandım, sonra hiç giymedim. Ne oldu hatırlamıyorum.<br />
<br />
 <br />
<br />
Aynı dili konuştuğumuz arkadaşlar vardı yeni sınıfımda. Ama konuşmak yasaktı okulda. Teneffüslerde bir araya gelip gizli gizli konuşurduk. Kendimizce büyük suçlara sahiptik. Bazen sesimiz öğretmenlerin kulağına çalınırdı. Kimi gülümser, kimi de kulaklarımızı sertçe okşayıp öyle geçerdi. O sene ilk defa biri; &#8220;sizin küçük kuyruğunuz varmış!&#8221; demişti. Eve varınca ilk işim iyice incelemek olmuştu bedenimi. Anlam verememiştim. Bu laf tanıdık gelmeye başladı sonra. Umursamamayı da öğrendim.<br />
<br />
 <br />
<br />
Polis haftasında korkudan törene katılmadığım, Mehmetçik günlerinde tir tir titrediğim anlarım oldu. Normal değildi o zaman buralar, olağan üstü bir haldi.  <br />
<br />
 <br />
<br />
Beşinci sınıfta bir daha değişti öğretmenimiz. Onu da elinin ağırlığından hatırlıyorum. Acımasızca döverdi ama Allah şahit hiç basmadı sızlayan yarama. Yine de benden gayrısı hep daha çok kovuyordu beni içime&#8230;<br />
<br />
 <br />
<br />
Ve nihayet altıncı sınıfa geçmiştim. Türkçe öğretmenimi seviyordum en çok. Garip ama öyleydi. Bana ağzımı kullanarak konuşmayı öğretti. Hiç unutmam bir gün herkes günlük yazsın diye ödev verdi. Eve varınca yazmak istedim ama bir öğün okuyup, bir öğün çalışıyordum. Akşam yatağıma nasıl girdiğimi bile hatırlamıyorum. Sabah namazından sonra ödevim için hazırlığa girişmiştim. İlk defa Türkçe düşünüyordum. Alev alev akmıştım. O gün, günlük okuyacağımız dersi iple çekiyordum. Nihayet geldi çattı saati. Önce birkaç öğrenci okudu. Öğretmenimizin yüzü pek gülmedi. Parmak kaldırma alışkanlığım hiç yoktu. Daha doğrusu işaret parmağının şehadetten başka anlamına aşina değildim. Zoraki okuttu öğretmenim bana. İçime kapanıklığım mı onda bu hissi uyandırdı bilmiyorum ama illa okuyacaksın diye diretti. Okumaya başladım ve bitirmeye başladım bütün birikmiş utangaçlığımı. Okudukça okudum, okudum ve bitirdim. Tek kimse bile alkışlamadı beni. Sadece bir alkış sesi sınıfta çınlıyordu. O da yanı başımda benle birlikte yazımı takip eden öğretmenimin alkışıydı. Ondan sonra sınıf da ritme giriverdi. Kocaman bir şeker hediye etti bana. İki hafta ceketimin d