Cevapla 
 
Derecelendir
  • 0 Oylar - 0 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
İslamın Müziğe Yansıması - Yeşil Pop
06-17-2008, 05:42 PM
Mesaj: #1
İslamın Müziğe Yansıması - Yeşil Pop

Müzik her ne kadar evrensel olarak nitelendirilse de kaynağını aldığı kültürün özelliklerini bünyesinde barındırıyor. Bu anlamda ülkemizde bir kavram olarak ortaya atılan Yeşil Pop, İslam ve müzik arasındaki kaynaşmanın ürünü olarak ortaya çıktı. Çeşitli bestelerin üzerine yazılan islami kavramlarla süslenmiş sözlerle hayata başlayan Yeşil Pop, özgün söz ve besteelrle yoluna devam ediyor. Pop müziğine getirdiği islami bakış açısıyla tanıdığımız Aykut Kuşkaya, Yeşil Pop kavramını dergimiz için değerlendirdi.

Pazarola: Yeşil Pop kavramının bir temsilcisi olarak tanındınız. Yeşil Pop kavramının içeriğini anlatırmısınız?







A.Kuşkaya: Aslında Yeşil Pop tamamen ironik bir kavram. Hakan Albayrak'ın Yeni Şafak'ta bir yazısında ortaya attığı bir kavram. Güzel de bir kavram, çünkü bir dönem inanan insanlar yeni bir müzik üretmediler. Dolayısıyla İran marşlarından apartılma, bir Zülfü Livaneli bestesi ya da Amerika'da köy müziği denen Country müziğinden yararlanarak bunların üzerine "islami" sözler yazıldı ve bunlar islami müzik diye lanse edildi. Bu anlamda yeşil pop kabul edilebilir. İslama yeşil edersiniz, pop da sonuçta popüler kültüre hitap eden bir şey. Ben özenle bu şemsiyenin altında bulunmamaya çalıştım, hatta bu yüzden bir süre müziğe ara verdim.





Pazarola: Yeşil Pop kavramı nasıl ortaya çıktı ve etkileri ne oldu?

A.Kuşkaya: Başka bestelerin üzerine islam'ın kutsal saydığı kitap, kıyam, diriliş, islam vs. gibi sözler eklendiği zaman güya bunlar islami müzik oluyordu. Yeşil pop bunları açıklamak üzere yola çıkmış ve aslında ironik olmakla birlikte bana göre doğru bir tanımdır. Deve kuşu gibi bir şey, yani kuş ama uçamıyor, deve değil ama koşuyor tuhaf bir şey. O dönemdeki müziklerde ne yazık ki öyleydi, tabi çok sancılı bir dönem. Ben bunu şuna bağlıyorum; uzun yıllar inanan insanlar müzik dendiği zaman hep haram gözüyle bakmışlar Ben de bu işe ilk girdiğimde, dinle diyanetle biraz ilgilendiğimde hemen bana "müzik haram" dediler. O dönem üniversite ikinci sınıftayken gitar çalıyordum ve ben gitarı kırdım, haramdı çünkü. Sonrasında çeşitli vesilelerle ve bizim de bilgimizin artmasıyla bunun sadece bir alet olduğunu, dolayısıyla nasıl kullanılırsa hükmünün de buna göre olabileceğini anladık ve tekrar müziğe başladık. Hem ben hem başka birçok arkadaşım o dönemde çok sancılı bir dönem geçirdik ama atlattığımızı düşünüyorum. Bu dönemi atlatamayanlar da var ya da tamamen bunlardan yılıp bu işi bırakanlar da var. Çünkü hiç kolay bir şey değil, olumlu tepkilerin yanında ciddi anlamda olumsuz tepkiler de alıyorsunuz ve hala daha birçok insan müziğin haram olduğunu, bizim yaptığımız şeyin yanlış olduğunu düşünüyor.

Pazarola: İlk albümünüzden sonra yaşadığınız süreç nasıl bir gelişme gösterdi?


A.Kuşkaya: 1989'da İlk Cemre'yi çıkardık. İlk Cemre gerçekten de bir ilktir, aranjeli ilk iştir. Onun öncesinde bir Bendir ile ya da bağlamayla yapılmış, bunun eşliğinde vokallendirilmiş, seslendirilmiş bir takım eserler mevcuttu. İlk Cemre'ye ilk kez farklı konulardan bahseden, içerisinde gitarın, klavyenin, davulun, alt yapı enstrümanlarının kullanıldığı bir çalışma çıktı. 89'da biz bunu yaptık, 90'ların hemen başında piyasaya çıktı ve çok tepki aldı. Çoğu olumlu tepkilerdi ama bir kısmı da olumsuz tepkilerdi. Hem olmulu tepkiler hem de olumsuz tepkiler çok abartılıydı, aşırıydı. Biz konserlere 1994-95'te ancak başladık, fakat kaset çıktıktan 6 ay sonra bir mektupla bize Antalya'dan ulaşan bir dinleyicimiz, bize Antalya'da Konya Altı'nda bir konser teklif etti. Bu o dönem için hiç düşünülmeyecek birşeydi. Biz bırakın sahne yapmayı, albümü çıkartırken bile kendi aramızda boğuşuyorduk gitarın sesini ne kadar kısmalıyız, oktavını biraz daha geri çeeklim gibi endişeler vardı.

İlk albümün ardından konserlerimizde çok enteresan manzaralarla da karşılaşıyorduk. Mesela Adana'da verdiğimiz bir konserde karşımda 16 bin kişi vardı. Bunlardan 12 bini kadın. Taner Yüncüoğlu, Eşref Ziya Terzi, ben, Ömer Karaoğlu, Hakan Aykut nerdeyse tam kadro gitmişiz. Önce Taner çıktı sahneye şarkısını söyledi ama hiçkimse alkışlamıyor, ön sıralardan birkaç tane beyefendi "Tekbir!" diyorlar bütün stad "Allahu Ekber!" diyor! Alkış yok, çünkü radyodan anons yapılmış "Buraya sanatçı abilerimiz geliyor alkış yapıp da bizi küçük düşürmeyin!" diye. Alkış İslam dininde haramdır demişler. Taner'den sonra ben çıktım sahneye ve yine "Tekbir" sesleri ve ben bıraktım gitarı ve dedim ki "Niye alkışlamıyorsunuz?" dediler ki haram. Dedik alkış haramsa bizim yaptığımız iş hepten haram, sahneye çıkmışım ve gitar çalıyorum sizin karşınızdayım daha ötesi var mı?

Pazarola: Zaman içerisinde anlattığınız ön yargılarda ne gibi değişiklikler oldu?

A.Kuşkaya: Sadece biz değil, o dönemde bizim yaptığımız müziği dinleyenler de, bunları çalan radyolar da benzer sıkıntıları yaşadı. Bu süreç anladığım kadarıyla, çoğunluğun da müziğe karşı olan ön yargı ortadan kalktı. Ama bunda beni yaralayan bir taraf var. Sonuçta dini şeylerden bahsediyoruz, dine göre şöyledir veya böyledir bunun üzerine çok fazla konuşabilecek bir şey değidlir. Fakat çok fazla oynandı bunlarla ve sonuçta şu anda kabul ettiğimiz veya etmediğimiz şeyelri bize dinin verileri değil, hayat kabul ettirdi ya da ettirmedi. Bu benim açımdan sıkıntılı bir süreç. Bu nedenle 1994'e kadar müzikten uzak kaldım. 89'la 94 arası yine kendi kendime müzik yapıyordum ama bunları bir albüme aktarmamıştım. Sonra 94'te Umut Sancısı adıyla biraz bu sancılardan da yola çıkarak bir albüm yaptım. İlk Cemre'den sonra çıkardığım ve ilk solo albümüm, sonrasında onu Ağlarken Gülebilmek, Nereye Kadar, Yalnızım, Ne Olur Anla ve Ramazan ayında Uyan Ey Gözlerim isminde çıkarttığım sadece tasavvufi eserlerin gitar, ney bir de benim yorumumdan ibaret olan bir albüm yaptık.


Pazarola: Son albümde doğu-batı sentezinin izlerine rastlanıyor. Batı enstrümanlarının Türk müziğinde kullanılması hakkında neler düşünüyorsunuz?

A.Kuşkaya: Uyan Ey Gözlerim albümümün biraz farklı bir şey olmasını istedim. Albümün tamamı tasavvufi eserlerden oluşuyor. Fakat şu ana kadar yapılmış tasavvuf eserleri ya klasik tsavvuf enstrümanlarıyla yapıldı ya da tekno versiyonlarıyla yapıldı. Ben bu ikisinin arasında bir şey yapmak istedim açıkcası. Bu yüzden de benim de çoğunlukla kullandığım aslında bir batı enstrümanı olan Gitar ile doğunun gizemli nefesi olan Ney'i buluşturdum.


Pazarola: Memleketim topraklarında Popstar adlı fenomen dolaşıyor. Pop müziğin bir temsilcisi olarak Popstar adlı yarışmaya bakış açınız nedir?

A.Kuşkaya: Verilen isim bence doğru. Eğer popu pop müzik olarak değil de popüler kültür olarak alırsanız amacına ulaşmış gözüküyor. Bugün Bülent Ortaçgil'i kaç kişi bilir, sokakta görse kaç kişi tanır bilmiyorum ama özellikle o yarışmada son finale kalan 10-12 kişiyi herhalde tanımayan yoktur. O kişileri 7'den 70'e, Edirne'den Kars'a herkes tanıyor. Bu anlamda evet kendisi starlarını oluşturmuş bir yarışma. Sonuçta popüler kültür malzemesi ve her popüler kültür malzemesi gibi tükenmek zorunda, kalıcı olamayacak. Bülent Ortaçgil 50 sene sonrada hala dinlenecek ama 2 sene sonra Bayhan'ı kim tanır bilmiyorum.

Pazarola / Şubat 2004

"kimden aldım böyle sessizliğimi, sesimi kime vereyim şimdi!"M.Ç.
Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
09-24-2008, 09:26 PM
Mesaj: #2
RE: İslamın Müziğe Yansıması - Yeşil Pop
Aykut Kuşkaya gibi değerli abilerimizin yapmış olduğu çalışmalara "yeşil pop" denmesi hiç hoşuma gitmiyor. Biz buna Özgün Müzik diyelim...

Ne Kadar Çaba Olsa Da Kullukta; Boş Çıkan Amel Oldu..
Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
« Önceki | Sonraki »
Cevapla 

 
Benzeyen Konular
Konu: Yazar Cevaplar: Görüntüleyenler: Son Mesaj
  Ben Yeşil Popçu Değilim leyla kübra 0 122 06-13-2008 03:36 PM
Son Mesaj: leyla kübra

Forum Atla: