|
Aykut Kuşkaya İle Popun Rengi Üzerine Bir Sohbet
|
|
06-17-2008, 11:57 PM
Mesaj: #1
|
|||||||||
|
|||||||||
|
Aykut Kuşkaya İle Popun Rengi Üzerine Bir Sohbet
Turuncu: Öncelikle müziğe nasıl başladınız? A.Kuşkaya: Bu soruya klasik bir cevabım olacak. Küçüklüğümden beri,çünkü sadece müzik değil sanatlı alakalı yeteneklerin doğuştan verildiğine inanan bir insanım. Herkes farklı yeteneklerle donanarak dünyaya geliyor. Bunların ne zaman ortaya çıkacağını insan aslında kendisi belirliyor. Sizde var olan o potansiyeler karşı meyil ve istek duyuyorsunuz ve genlerinizde de var. Baba tarafında müziğe,musikiye karşı bir yatkınlık varmış. Kendimi bildim bileli fasıl,meşk ortamlarında büyüdüm. Her ilkokul çocuğunun çaldığı enstürümanları çaldıktan sonra bağlamayla işe başladım. Şu anda yaşayan birkaç saz üstadından biri olan Orhan Dağlı'dan ders aldım. Fakat bağlama bana çok hitap etmedi. Hala da bağlamayı zevkle çalarım;ama bağlamayla türkü bestesi yapamam. Lise yıllarında gitarı keşfettiğimden beri gitar benim için kendimi ifade etmemde araç oldu. Ve bu yolla ben insanlarla kendimi paylaştım. Yaklaşık yirmi küsür yıldır da devam ediyorum. Turuncu:Kendinizi belli bir kesimin sanatçısı olarak görüyor musunuz? Ya da yaptığınız müziğin bir adı var mı? A.Kuşkaya: Bunlar çok genel kavramlar. Muhafazakarlık,neyi muhafaza ediyoruz ya da protest,kim neyi protesto ediyor? Dolayısıyla ne insanların ne müzisyenlerin ne de var olan müzik tarzlarının belli kategorilere sokulmasından yana değilim. Müzik tarzım popüler müzik mi,ezgi mi,protest mi,özgün mü hepsi var. Çünkü örnek aldığım ve bu ülkenin yetiştirdii değerler olarak gördüğüm sanatçılar da böyle. Enstrümanım gitar olduğundan popüler müzik kulvarına giriyor. Ama yaptığım ürünler popüler kültür ürünleri değil dolayısıyla o anlamda poptan farklılaşıyor. Çünkü benim müziğim belli nakaratların tekrarından ve basit ritimlerden ibaret değil. Bu anlamda Bülent Ortaçgil'i örnek gösterebilirim.O ne kadar popçuysa ben de o kadar popçuyum. Ama kulvar olarak yaptığım müzik tasavvuf değil,kendi bestelerim olarak söylüyorum. Sanat müziği değil,türkü değil geriye fazla bir şey kalmıyor zaten. Protest ya da özgün denen şeylerin de aslında çok doğru karşılıkları olduğunu düşünmüyorum. Özgün deniyor; ama bir yerlerden çalınmamış müzik zaten özgündür. Belli tarz müziklere ezgi deniyor. Her melodi zaten ezgidir,adı bu,yani armonidir. Dolayısıyla bu tür sınıflandırmalara ben karşıyım. Burada önemli olan sanatçının kendini ifade biçimidir.Burada da bakılması gereken onun kendine ne kadar sadık kaldığıdır. Turuncu: Siz yeşil pop tanımlamasını tasvip etmeseniz de bazı çevreler sizi yeşil popçu olarak tanıyor ve tanımlıyor. A.Kuşkaya: Bu şöyle oluyor: "yeşil pop" denen şeye iyi bakmıyorum bunu defalarca da söyledim. Fakat ben ne kadar buna hayır dersem o kadar üstümde kalıyor. Hayatım boyunca etiketlere,yaftalara karşı çıktım. Sonuçta bu da bir yafta. Bundan öncede ezgi vardı ve beni aynı şekilde rahatsız ediyordu. Benim yaptığım şeyin adı bu değil, illa bir isim bulmaya gerek yok. Yani ben kendi kimliğimi,kişiliğimi koruyarak Allah aşkını da anlatabilirim,insana duyulan aşkı da anlatabilirim. Çiçekten de,annemden de,çocuklardan da bahsedebilirim. Mevcut sistemle ilgili gördüğüm bir çarpıklık varsa ondan da bahsedebilirim. Her yaptığım besteyi farklı bir kategoriye mi koyacaksınız? Ben buyum işte,bir tane adamım. Ama hepsi çıkabiliyor. Birine ezgi,birine türkü,birine yeşil pop böyle bir şey yok. Turuncu: 90'lı yıllarda gençler arasında bir ayrım vardı,İmam Hatip gençliği marş ve ezgi tarzını tercih ederdi. Yani kendine alternatif bir müzik oluşturmuştu. Şimdilerde ise bu sınırlar kalktı. Artık herkes herşeyi dinler oldu. Yine de gördüğümüz kadarıyla sizin hayran kitleniz başörtülülerden oluşuyor. Yani konserlerinize genelde başörtülüler mi geliyor? A.Kuşkaya: Yerine ve organizasyonu kimin yaptığına göre değişiyor bu. Marş müzisyenleri denen insanların yaptığı müziğe bakın. Marş mı yapıyorlardı yani onlar? Marş ritimdir. Onlar marş yapmıyordu. Ezgi denen şey de öyle. Heavy metal grupların yaptığı şey de ezgi sonuçta. Ahmet kaya özgün diyorlar,illa yeni bir tarz arayışına gerek yok Ahmet Kaya öyle yapmış. Bir başkası öyle yapmış. Bu bir ihtiyaç. Yalnızca biz farklıyız,özellikle inanan kesim için söylüyorum. Öyle bir kesimden bahsediyoruz ki yüzyıllarca sadece Kuran ve ezan kıraatına yakın sesler helal kabul edilmiş. Dolayısıyla ben üniversite 2.sınıfta dine meyletmeye başladığımda yaptığım ilk şeylerden bir tanesi gitarımı kırmak oldu. Çünkü böyle öğrendim. Kıyaslayabileceğim bir veri de yoktu. Tekrar elime aldığımda üç dört sene geçmişti. Yine dinin referanslarına dayanarak. Böyle bir şey yok aslında. O halde dinin orijinal naslarına dayanan şeyleri insanlar yaşamalı ve kabullenmeli,yoksa içinden çıkılmaz hale geliyor. Bir sürü bocalama,bir sürü gelgit yaşanıyor. O dönem ilk yapılan şeylere bakın,müzik bir şekilde kaçınılmaz. İnsanın hayatında,doğasında,sosyalitesinde zaten var olan kaçınılmaz bir şey. İnanan kesim demek de yanlış. Diğerleri inanmıyorlar mı yani? Bunların sabit kıstasları yok. Turuncu: Sınırların olmaması mı gerekiyor peki? A.Kuşkaya: Bence mümkün olduğunca başkalarının dediğinden sıyrılıp insanların kendi sentezlerini yapması lazım. Öyle olduğu zaman insanlar kendilerini sadece buldukları cemaatlerle,partilerle,vakıflarla,tuttukları takımlarla değil,bizzat birey olarak ayakları yere basan insan olarak ifade etme şansı bulacaklar. Bu fırsat ele geçtikten sonra bir çok şeyin düzeleceğine dair bir inancım var. Ama genel olarak pesimistim. Durum çok iyiye gitmiyor yani. Turuncu:Tam olarak yaptığınız müziğe ve size bir tanımlama getiremesek de diğer pop şarkıcılarından farklı olduğunuz aşikar. En azından şarkı sözü ya da kliplerde müstehcenliğe varan aşırılıklar yok. Böyle sanatçıların da piyasada tutunması biraz zor. Mesela İbrahim Sadri şiir kaseti çıkardığında sabah şekerleri tarzı programlara çıkarak reklamını yaptı,şimdilerde ise Uğur Arslan düet yapacağı isim olarak Yıldız Tilbe'yi seçti. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? A.Kuşkaya: Bu bir sistem. Unkapanı sistemi böyle çalışıyor. Bir albüm çıkarttığınız zaman televizyonlara sabah şekerleri tarzı programlara televolelere çıkmıyorsa bir yerlerde fon olarak kullanılmıyorsa kimsenin öyle bir albümden haberi olmuyor. Şu anda bir promosyon sistemi var. Dün bir kanalda gördüğünüz şahsı ertesi gün bir başka yerde görüyorsunuz. Bu hepsi için böyle. Hatta öyle oluyor ki,bir ara Hakkı Bulut'un bizim kanalda yattığını düşünüyordum. Bir hafta on gün böyle gidiyor nereye baksanız onlar. "Neredesin Firuze" gündeme geldi mesela her tarafta onlar çıkıyor kabile halinde yaşıyorlarmış gibi. Sistem onların önüne bunu bu şekilde koyuyor.Bu bir pazarlama sistemi maalesef artık alternatif pazarlama şansımız yok. Ben mesela 70'li yıllarda yaşamayı çok isterdim ne güzel,hiçbirşey yapmıyorsun. Bir tane plak çıkarıyorsun,isteyen,beğenen alıyor,başkalarına tavsiye ediyor. Ondan sonra o plak satıyor hatta bir tek TRT var. Orhan Gencebay gibi yasaklı olanlar daha çok büyüyorlar. Ama şu anda öyle değil. Unkapanı'nda işleyen çark,bir sistem var. Bunun dışında kalmanız da pek mümkün değil. Kaset satarsınız belki ama bu sefer de Unkapanı'na değil başka camiaya dayanmak zorunda kalırsınız. Turuncu: Siz bu tarz programlara hiç çıktınız mı? A.Kuşkaya: Çıkmış olabilirim tabii. Sürekli çıkarsan çabuk tüketilir. Benim bir şarkı yaparken,bir kaset çıkartırken bu şarkıyı yaparsam benim kitlem buna ne der diye bir düşüncem yok. Benim böyle bir kitlem yok zaten.Y ani ben o anda neyi çıkartıyorsam o frekansta hangi insanlar buluşuyorsa kitle dediğiniz şey o dur. Müzik bir frekans işidir çünkü. Benim illa kemik kitlem şu bu olması gerekmiyor. Benim yapmaya çalıştığım şey duygularımı kendime sadık kalarak,dürüst davranarak ifade etmeye çalışmak. Turuncu: Ben bazı değerlere bağlı kalmasam daha farklı yerlerde olurdum dediğiniz oluyor mu? A.Kuşkaya: Bu herkes için böyle zaten. Tabii ki çok cazip gelebilecek tekliflerle karşılaşıyorum zaman zaman; ama bu kendimle alakalı bir şey. Bunu kabul etsem kendime saygı duymam. Ben pop müzik yapıyorum bazı bestelerim ona uygun ama popüler müzik yapmıyorum. Bana göre şu aralar ilginç bir örnek var: Feridun Düzağaç. Benim gibi bir adam,belki farklı inanışların insanıyız. Karakteriyle duruşuyla benim gibidir. Fakat bir ara popüler oldu bu benim için ilgiç bir şey. Halbuki şarkı sözlerinde poüler olacak bir şey yok. Ciddi,ağır,felsefi anlamları olan sözler,sürekli tekrarlanan nakaratları 3-5 yaşındaki çocukların diline dolaşacak şeyler değil. Ama ne olduysa bir anda popüler oldu. Feridun Düzağac'ı ilgiyle takip ettim. Geri çekilmek zorunda kaldı. Böyle bir fark var işte opo müzik ve popüler müzik arasında. Bir süre programlara çıktı ondan sonra yapımcısıyla bir şekilde anlaşıp belli programlara çıkma kararı aldı. Ben bu anlamda pop müzik kavramının içerisindeyim. Ama tekrar ediyorum müzik bir dildir herşeyden önce. Ben birkaç dili konuşmaya çalışan bir adamım. Beni tanıyanlar lütfen böyle görsünler. Dolayısıyla ben ilahi de söylerim,kendimde bestelerim çok sevdiğim inanların repertuarından da faydalanırım. Bir türküyü de çok severek dinleyebilirim. Pop müziğin bana klasikleri olan Bülent Ortaçgül,Fikret Kızılok,Barış Manço,Cem Karaca,Üç Hüreller ve Moğollar'ın şarkılarını her platformda söylemekten büyük zevk alırım. İçersinde doğduğum kültürde bunların hepsi var çünkü. Türkü de söylerim,sanat müziği de söylerim ama bir yandan kendimi ifade edebilecek besteelri de yapmaya devam ederim. Yani bu bir dil,bir ifade biçimi,bir tarz. Ben mümkün olduğunca çok dil konuşmaya çalışan bir adamım. Turuncu: Mesela Ahmet Kaya'nın bir derdi vardır. Müziğide derdini anlatmakta kullandığı bir araçtır. Siz, ideoloji ve müziği tamamen ayrı tutuyorsunuz diyebilir miyiz? A.Kuşkaya: İdeoloji dediğiniz şey benim kişiselliğimden başka bir şey değildir. Yani ben nasıl biriysem ürettiğim müzik de öyledir. Evet Ahmet Kaya o derdi yüreğine taşıyan bir adam. Benim derdim de inandığım şeylerle yaşadığım şeyleri örtüştürmeye çalışmak. Ben böyle bir adam olmaya çalışıyorum. Yoksa hiçbir zaman kitlelere çıkıp hadi yürüyün arkamdan ben şunu savunuyorum demedim; ben müziği bir tebliğ aracı olarak görmüyorum zaten. Hatta itici buluyorum böyle birşeyi. Ya ben kimim ki kime neyi empoze edeyim,kendimi arayan bir adamım. Bir insan beste yapıyorsa,şarkı sözü yazıyorsa,resim çiziyorsa arıyordur. Sanat budur zaten,bulmazsınız. Buldum tamam diyorsanız bırakın bu işi,başka bir iş yapın,ekmeğinizi başka işten kazanın. Arayışlar devam etsin diğer türlüsüne saygı duymam. Turuncu: Şu aralar albüm çalışmalarına ara mı verdiniz,bildiğim kadarıyla en son 2001'de bir albüm çıkartmıştınız? A.Kuşkaya: 2003'ün sonunda çıkmış bir albümüm var son olarak "Uyan Ey Gözlerim". Tamamı klasik tasavvuf repertuarından oluşan bir albüm. Diğerlerinden farkı ise sadece gitar ve eny kullanmam. Batı enstürmanı olarak bilinen gitarla doğunun o gizemli sesi ve nefesi ney'in bir araya getirilmiş hali. Repertuar olarak klasik tasavvuf repertuarına sadık kalmaya çalıştım. Farkı sadece gitar ve ney'in benim vokalimden oluşmuş olması. Sade olmasını istedim daha çok oradaki armonilere,sözlere vurgu yapılmasını istedim. Bir albüm çalışması daha var. O da inşaallah önümüzdeki haziran ayında olacak. Çoğu kendi bestelerim ve sözlerimden oluşan bir albüm. Turuncu Dergi / Nisan-2004 "kimden aldım böyle sessizliğimi, sesimi kime vereyim şimdi!"M.Ç. |
|||||||||
|
|
| Benzeyen Konular | |||||
| Konu: | Yazar | Cevaplar: | Görüntüleyenler: | Son Mesaj | |
| Aykut Kuşkaya rüzgarı esti.. | yasin | 4 | 166 |
10-09-2008 11:00 AM Son Mesaj: yasin |
|
| Aykut Kuşkaya İle Müziği Üzerine | Mavi/ | 0 | 94 |
06-15-2008 09:19 PM Son Mesaj: Mavi/ |
|
| Aykut Kuşkaya ile Söyleşi | Mavi/ | 0 | 90 |
06-14-2008 08:57 PM Son Mesaj: Mavi/ |
|



