|
"O Bir Profesyonel"
|
|
06-14-2008, 03:53 PM
(Bu Mesaj 06-14-2008 03:58 PM değiştirilmiştir. Değiştiren : Mavi/.)
Mesaj: #1
|
|||||||||
|
|||||||||
|
"O Bir Profesyonel"
Xmagazin: Müziğe ilginiz nereden geliyor? Müzik eğitiminiz var mı? A.Kuşkaya: Müzikte ben genetik faktörlerin büyük rolü olduğunu düşünüyorum. O yüzden müziğe ne zaman ve nasıl başladığım konusunda çok fazla net şeyler söylemek mümkün değil. Rahmetli babam radyonun ilk kurulduğu yıllarda TRT'nin saz ve söz sanatçısı olarak Sadi Yaver Ataman'ın korosundaydı. Bende ilk olarak -şu anda da yaşayan saz üstadlarının herhalde başında gelir- Orhan Dağlı'dan saz dersleri aldım. Bunun yanında yine, bir takım enstrümanlardan sonra lise yıllarında gitara geçtim. O dönemde çeşitli yerlerde bunu icra ettikten sonra 1988 ortasında yaşantımda bu anlamda bir değişiklik oldu. Yaşam felsefesi olarak dine dayalı bir yaşam tarzını seçtim. Bununla birlikte tabi müzik yaşantımda değişti. Hidayet nasip olduktan sonra gitarı bırakmıştım. Şu anda da zannediyorum vaazları devam etmekte olan Mahmut Toptaş'la görüşmüştüm. O zaman demişti ki "sende al gitarı eline, kendinize ait şeyleri çalıp söyleyin. Bu şekilde sizde bir grup oluşturun." Fakat o zaman yapmadım ben bunu, bunda tabii islama yeni girmişliğin ve belli konularda keskinliğinde zannediyorum etkisi var. 1989 ortasından itibaren Asır Ajans dört halife serisi çıkarttı. Dört halife o zaman bant tiyatrosunda yaygındı. Asır Ajansın çıkarttığı bant tiyatrolarında her halife için bir beste yapılıyordu. O zaman Abdülbaki'yle de çalışmıştık. O da zannediyorum Hz.Osman'ın bestesini yapmıştı. Stüdyoya girip söylemiştim.Bütün bunlar İlk Cemre kasetimizin temelini oluşturdu. Xmagazin: Peki bu günlere nasıl geldiniz? A.Kuşkaya: İlk Cemre çıktıktan sonra olumlu olumsuz anlamda bayağı tepki aldık. İlk Cemre bu konuda bir ilki oluşturdu ve belki de her ilk gibi bir takım eleştirilere maruz kaldı. Çok sayıda mektup aldık, çok kimseyle görüştük. Böylece bir tohum atılmış oldu. Daha sonra çıkan kasetlerde benim üç buçuk sene ara vermem söz konusu oldu ve ondan sonra da bir sürü kaset çıktı piyasaya. Çıkan kasetler içinde bu tarzı tutturan, gerek sözüyle, gerek bestesiyle birşeylere aday olan çok fazla eser yoktu. O zaman için alternatif müzik deniyordu buna. Sabah gazetesinde, Nokta dergisinde falan röportajlarımız bunu hep bu şekilde yansıtıyordu. "İslamcıların protest müziği artık onlarda bunu yapıyorlar vs.." şeklinde. Bu beni rahatsız etti. Çünkü benim İlk Cemre'deki bestelerim, gerek söz olarak gerekse beste olarak şu anda yaptığım parçalardan çok farklı değil. Bu protest müziği kendime yakıştıramadım. Ama biz otomatikman böyle şeylere muhatap kaldık. Beklemeyi tercih ettik ve bu bekleme süresi içerisinde bir sürü kaset çıktı. Bu kasetler hem müzik olarak hemde söz olarak çokta iyi şeyler değillerdi. Müzik zaten geleneğimizde çokta hoş olmayan bir şey olarak kabul edildiği için ağırlık olarak sözlerin altı çizilmeye uğraşılmıştı. Bu tabii belli kaygılardan yola çıkmış bir hareketti. Ben bunu takdirle karşılıyorum. Fakat yapılan bu eserlerde kalitesiz müzik kullanımını tasvip etmek mümkün değil. 1994'de Umut Sancı'nı çıkarttık. Umut Sancı'da rağbet gören bir kaset oldu. En azından bana göre, bizim camiamızın müziğine ve sözlerine değişik bir soluk getirdi. Çok fazla protest müziğe yönelik şeyler istemeyen, çok fazla sloganik olmayan, genel karakteri olarak slow parçaların seçildiği bir kaset oldu. Bir seneden fazla bir çalışma döneminden sonra da Ağlarken Gülebilmek ortaya çıktı. Xmagazin: Umut Sancısı ile Ağlarken Gülebilmek arasındaki farklar nelerdir? A.Kuşkaya: Biraz daha teknik anlamda kaliteli bir kaset var. Yoksa tarz olarak çok fazla bir fark söz konusu değil. Kaldı ki şunu açıkça ifade etmek lazım; tarz olarakta tam oturmuş olduğumu söylemem. Ancak bestelerde gitar sözkonusu. Aykut Kuşkaya'nın müzikleri genelde slow mecrası olan şeylerdir. Folk müziği tarzındadır benim yaptığım şeyler. Ancak arenje anlamında henüz bir tarz ortaya konulmuş değil. Xmagazin: Biraz da tarza, tarz tartışmasına girelim. Bizim müziğimizdei her ne kadar tarzımı oturtmadım desenizde tarzını en oturtmuş insan sizsiniz. Bizim müziğimizin tarzını oturtamaması, kendini bulamamasının sebepleri sizce neler? A.Kuşkaya: Zor bir soru. Bunda o kadar çok faktör var ki. Bir kere "bizim müziğimiz" diye tırnak içinde kullandığımız şeyler buna başlı başına bir engel. Bu konuda inanan müzisyenler çok fazla özgür davranamıyorlar. Çünkü geleneğimizde çok da fazla müziğin yeri yok. Tarih boyunca hep Kur'an kıraatine, ezan okunuşundaki saunda yakın sesler kabul edilmiş. Bunun dışındaki nağmeler pek rağbet görmemiş. Bunlara pek de iyi bakılmamış. Dolayısıyla müzik, geleneğimiz içerisinde yerini bulamamış. İslamın evrenselliğini yansıtan bir müzik anlayışı yok henüz. Ben bu konuda müziği tamamen meşru kabul etmeliyiz. Hiçbir enstrümana kutsallık veya şeytanlık atfedileceğini düşünmüyorum. Xmagazin: Şimdi de enstrüman çatışmasına geldik. Ney, tef gibi tarihte kullanılmış enstrümanlar dışındaki müzik aletleri pek meşru sayılmıyor. Hatta sizin müziğiniz gitarlı olduğu için başka şeyler çağrıştırdığı söyleniyor. Siz, bu enstrümanlar konusunda ne düşünüyorsunuz? A.Kuşkaya: Dediğim gibi, bu sadece müzik enstrümanları için de geçerli değil. Kainatta insanoğlunun kullanımına verilmiş bütün herşey için geçerli. Bizatihi kendisine şeytanlık ve kutsallık atfedebileceğimiz çok az sayıda eşya vardır. Bunlar tamamen islamın kutsadığı veya şer olarak kabul ettiği şeylerdir ki gerçekten çok azdır. Problem onların kullanımından kaynaklanıyor zannedersem. Müzik alanlığı tartışması da bana göre kişiden kişiye değişir. Bu insanın yaşadığı kültürel coğrafyayla, folklorüyle ilgilidir. Xmagazin: Müslüman sanatçıların yaptığı müzik sizce ilerliyor mu? İlerlemiyorsa bunun sebepleri neler? A.Kuşkaya: İlerleme var. Bence her olay kendi şartları içerisinde değerlendirilmeli. Dediğim gibi, müzik çok da meşru kabul edilmediğinden yavaş ilerleme söz konusuydu. Gördüğüm kadarıyla bu da aşıldı. İlerlemek için insanların sağlıklı adım atmaları lazım. Herşeyden önce kendilerini barındıkları şartlarda bir güzel tanımlamaları gerekiyor. Bunun için de biraz sorgulanmaya ihtiaçları var. Bu sorgulamayı ne yazık ki bizi dinleyen insanlar tam olarak yerine getiremiyorlar. Onların konumunu ben, kaset çıkarmaya başladığımız ilk günlere benzetiyorum. Ama artık bizim kesimde de bir takım yıldızlar çıkıp, çıakrılan kasetlerin sayısı dördü beşi geçip bir tarz oluşmaya başladıktan sonra bu mekanizma zannediyorum biraz daha otomatikleşecektir. Yani insanlar gerek memnuniyetlerini, gerek memnuniyetsizliklerini daha seviyeli ortamlarda dile getireceklerdir. Xmagazin: Bizim müziğimizin genele açılamamasının sebepleri neler? Sadece promosyon açısından bahsetmiyorum. Bu sözlerle, bu tarzla genel açılabilirmiyiz, hazırmıyız? A.Kuşkaya: Hayır, zor. Genele açılmak demek bir kere içerisinde islami söylemleri barındıran şeylerden kaçınmak demektir. Bunu da yapamazsınız, yani olsa olsa marjinal kalırsınız. Bunlarla çok samimi bir şekilde duygu ve düşüncelerinizi ifade etmişte olabilirsiniz, ben buna akrşı değilim. Ancak kitleye açılmak isteyen, sesini daha geniş bir dairede insanlara duyurmak isteyen müzisyenlerin yapması gereken şey bu değil. Sözlerde en azından biraz daha ılımlı olmalılar. Müzik kalitesini biraz daha yükseltmekzorundalar. Çünkü Türkiye'de gerçekten müzik yapılıyor, böyle bir altyapı var. Xmagazin: Aykut Kuşkaya önümüzdeki aylarda neler yapacak. Neler yapmayı planlıyor? A.Kuşkaya: Aykut Kuşkaya öncelikle bu işleri birazda disiplinize altına almak gayesiyle bir tanıtım ve organizasyon firması kuruyor. Bu inşaallah bizi biraz daha disiplinli hale sokacak. Özellikle bizim kesimde yapılan organizasyonlarda, organizasyonu yapan insanlarla sanatçılar, sanatçılarla yapımcılar arasındaki diyaloğu biraz daha seviyeli hale getirmek istiyorum. Xmagazin: Sizin kaliteye çok fazla önem verdiğinizi biliyoruz. Mesela bir konser salonuna gidip salondaki akustiği beğenmeyip döndüğünüz oldu mu? A.Kuşkaya: Bahsettiğiniz şekilde benim konser vermek için gidipte konser vermeden, ancak seyircilere de bunu anlatarak geri döndüğüm birçok yer oldu. Bu saydığım yerler hep Allah rızası için yola çıkılmış yerlerdi. Halbuki Allah rızası bu kadar ucuz değil. Eğer siz ticari bir organizasyon adına bunu yapsaydınız eminim ki orada en iyi ses düzeni olurdu. Eğer bunu yapıyorsanı yine en iyi ses düeni olması gerekir. Ama Allah rıası için yaptığınız şeylerde, hep böyle kalitesiz şeyler oluşuyor, endişem bu. Gittğim konserlerde play-back yapmıyorum ben. Yapılmaması gerektiğini de savunuyorum. Bir insanın mutlaka enstrüman çalması gerekmiyor,müzik eğitimi alması, sesini çok iyi kullanması gerekmiyor ama arkasında en azından bir orkestra, bir klavye, bir renk saz bulunmalı diye düşünüyorum. Play-back hadisesine de karşı çıktığım için bütün bunları yaşadım. X Magazin / 1996 "kimden aldım böyle sessizliğimi, sesimi kime vereyim şimdi!"M.Ç. |
|||||||||
|
|



